Syd ve Evren

Ne söz vermişim be! Bir önceki yazımda, Syd’den bahsedeceğimi söylemişim. Üzerime bir ağırlı çöktü ki sormayın. Başka bir şey de yazamıyorum sırf söz verdim diye. İlle de Syd’den bahsedeceğim. O kadar da zaman geçti üzerinden ne diye dert ediyorsam… Ne var bu kadar Syd’le ilgili bahsedecek onu da anlasam iyi. Ama Syd işte. Kediş gibi bir şey. Onu anlamak için yaşamanız lazım. Bakın yine Kediş’ten bahsettim. Halbu ki Kediş blogu ele geçirmesin diye konuyu değiştirmek istemiştim. Bu yazı da sırf öyle çıktı ortaya. Aslında üzerime ağırlık çöktüğü falan yok. En azından bu sebepten değil.
Syd benim bisikletim. Evet bisikletim. Bisiklete isim konulur mu demeyin. Aramızda özel bir bağ olduğunu söyleyebilirim. Onunla, her gün işe gidip döndüğüm zamanlarda yol boyunca hep konuşurduk. Ona bir isim koyma fikri buradan doğdu. Tanıştıktan hemen sonra ismini unutup, sonra da “tekrar sorsam salak durumuna düşer miyim” diye düşünüp, sohbete devam ettiğim insanlar olmuştur tabi. Hatta yıllarca ilişkimi böyle sürdürdüğüm de olmadı değil. Ama gel gelelim Syd’e bunu yapamazdım. O ki benim kahrımı çekecekti o tozlu topraklı gurbet yollarında.
İşte böyle. Syd’in hikayesi bu. Ondan daha fazla bahsetmeyeceğim. Sırf söz verdim diye anlattım. Ama maceralarımız devam ediyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s