Gelen Kutusu

Ben istiyorum ki, bana gönderilen tüm iletileri postacı getirip bıraksın kapıma. Yalnızca faturaları, banka ekstrelerini getirmesin. Eskiden olduğu gibi mektuplarımı da getirsin. Tabi ondan önce birilerinin üşenmeyip mektup yazması gerek; sonra güzelce zarfın üzerine “Sn. bilmemkim”, sol üst köşesine de “Gön: bilmemkim” yazıp, pulları diliyle bir güzel ıslatıp yapıştırdıktan sonra postaya vermeli. Hala bunu yapan var biliyorum. Ben de ara sıra yapıyorum. Pulları artık yalayamıyoruz o ayrı, damgayı basıveriyorlar. Ama eline kalemi kağıdı alıp yazmanın, sonra da el emeği değmiş bu kağıt parçasını sahibine göndermenin tadı hiç bir şeye değişilmez.

Şimdi her şeyin elektroniği olduğu gibi elbet mektubun da elektroniği var. Hatta bu anlamda, bu epey geç yazılmış bir yazı. Öyle ki, belki de elde mektup yazıp hiç postaya vermemiş bir nesil vardır artık. Halbu ki hatırlıyorum, bu her yerde var mıydı bilmiyorum ama, ilkokuldayken bir kardeş okul seçilir ve çocuklar eşleştirilirdi, sonra bu eşler mektup arkadaşı olurlardı. Yazmaya mı yoksa yeni arkadaş edinmeye mi özendirilmek için yapılmıştı bu aktivite hiç bilmiyorum ama güzel bir anı olarak kalmış işte aklımda.

Artık e-postayla vb. ile sözde kağıt israfı da yapmadan, rahatça, özgürce yazıyoruz. Beğenmezsek siliyoruz, bir daha yazıyoruz. Yazıp yazıp paldır küldür yolluyoruz, bazen de pişman oluyoruz “aman ben ne yaptım!” diye. Hani olur ya, gaza gelmişsindir bir an, yazarsın, döktürürsün ve hoop, basarsın “send” butonuna. Olan olmuş, giden gitmiştir artık. Ama mektup öyle midir ya? Bir kere kalemi kağıdı eline almak bile bir zaman alır. Düşünür taşınırsın ne yazayım diye. Öyle karalama, düzeltme, silme olmaz, baştan yazarsın yoksa. Bu arada düşünürsün, kelimeleri tane tane seçersin. Yazarken, yazdığın şey üzerine düşünürsün bir. Elin yazarken, beynin sanki karşı tarafmış gibi okur, onun yerine koyar kendini. Bu yazdıklarımı karşı taraf okurken ne düşünür, hisseder falan, bunları daha iyi idrak eder ve öyle ağzına geleni yazamazsın. “Hard” mektup kendi içinde bir otokontrole sahiptir bana kalırsa. Yazıldıktan sonra da bu otokontrolü devam eder. Yazıldıktan sonra göderilmeyen nice mektuplar vardır sırf bu yüzden. Atsan atılmaz, öylece dururlar taslak halinde.

Eskiye dönelim diyemem tabi. Elbette elektronik ortamın kolaylıklarından faydalanacağız. Ama bayramda, seyranda, yeni yılda, bir kutlamada hiç olmazsa bir kart atsak, arada bir de olsa yad etsek eski alışkanlıkları. Ben üzeri pullu yılbaşı kartlarını özledim mesela en çok. Kardanadamlı, dağ evi, önünde buz tutmuş bir dere ve geyikler ve üzeri pullarla parıl parıl parlayan kartpostalları.

Evet, mesaj verilmiştir.

 

Özgün içerik: 5CE4DA0C2CE203192A24D6CC4354FADCA1969C5C

Reklamlar

3 comments on “Gelen Kutusu

  1. ümit dedi ki:

    Çok isabetli.. Ne o ellere yapışan pullarıyla o eski kartpostallar, ne mektup arkadaşlıkları.. Ben de yine de şanslı sayılırım, lisede bölümüm de itibariyle Almanya’dan bir mektup arkadaşı edinmiştim. Tina’ydı adı.. Ama yine üşengeçliğim tutmuş ve bırakmıştım yazmayı 2 mektup sonra.. Hey gidi dünler..
    Mektup yazmalı, evet. Yazmalı.

    • peacefulmarvin dedi ki:

      Evet bir de üşeniyor insan, ne kötü. Hem özlüyoruz hem yapmıyoruz, kimseyi suçlamayalım..

  2. biblioparanohiax dedi ki:

    Burnumda buram buram kokusu, dilimde acı tadıyla mektup pullarını, kalemin kağıt üstündeyken çıkardığı sesi dinlemeyi özlüyorum sıkça.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s