Şirket-i Hayriye’den Şirket-i Muzırra’ya

Şirket-i Hayriye 1854 yılında… Yok yok, şimdi oturup kuruluş tarihçesinden falan bahsetmeyeceğim. Daha ziyade, alternatif tarihçeden, Şirket-i Hayriye‘nin bize miras bıraktığı Şehir Hatları vapurlarıyla olan münasebetimiz ve bugün gelinen sonuçtan söz edeceğim.

Efendim malumunuz azıcık ada çocuğuyuz. Yani ömrüm ziyadesiyle vapurlarda vuku buldu. Gündelik işlerimi, her nevi planımı programımı vapur tarifelerine göre şekillendirdim. Benim ve tabi adada yaşayan tüm ahali için vapurlar ve kısıtlı sefer saatleri bir nevi otokontrol unsuru oldu. Mesela hiç alemlere akamadık, aksak da İstanbul’un beyaz mermerlerine uzanmayı göze aldık. Muhabbetlerin en hararetli kısımlarında nice zengin kalkışları yaptık, vapura yetişeceğiz diye.

Okula gittik, vapurla. Okuldan döndük, vapurla. Sevdiceğimizle buluştuk, vapurla. İşe gittik, işten döndük, vapurla.

39 numaralı Şirket-i Hayriye vapuru Neveser.

Tabi malum ada yaşamı vapura bağımlı yapıyor insanı. Yoksa vapurlar yalnızca ada vapuru değillerdi. Bunun Boğaz’ı, Eminönü’sü, Üsküdar’ı, Haliç’i de var. Ama buralarda vapuru ulaşım için kullananların her zaman başka alternatifleri olmuştur. Ne de olsa bir ayakları karada. Ada da kara parçası tamam, ama kara “parçası” işte, yine de tam karadan sayılmıyor. Demem o ki vapurlara bağımlı bu hayatımızda, hiç bir kimse yoktur ki ne ana karada ne de adada hiç mahsur kalmamış olsun.

Mahsur kalmak, evet. Yok öyle sandığınız gibi değil, uçağımız falan düşmedi, gizem namına da zerre bulamazsınız buralarda. Bildim bileli yerli yerinde durur bu “sürgün adaları”. İşin sürgünlük kısmına da girmeyeceğim ona da bir zahmet buradan bakıverin, ama bu sürgünlük görevini halen başarıyla sürdürdüğünü söyleyebilirim. Tüm olumsuz koşullarına rağmen, ki birazdan bahsedeceğim, bu sürgünlüğü bile isteye tercih edenler de var tabi bugün. İstanbul’un keşmekeşinden bunalan insan bünyeleri, bu mahrumiyet bölgelerine akın ediyorlar birazcık mahremiyet için.

Gel gelelim koşullara. Ulaşımınız vapur seferlerine, hayatınız da sefer tarifelerine programlıysa, özellikle bu mevsimlerde bir tedirginlik gelir oturur başucunuza. Çünkü sonbahar ve kış lodoslar, sisler mevsimidir. Bir biri biter bir öbürü başlar. Sonra sabah zaten altı kere ertelenmiş alarmın son zırıltılarıyla kıvrana kıvrana yataktan kalkıp, yarım saat var şu vapura yetişmeliyim, diye düşünürken bir de bakarsınız vapur mapur yok ortada. Eğer lodossa bir gün önceden ya da geceden belli eder kendini. Ama sis daha bir sinsi gelir. Evden çıkmadan bunu farketmek yine işin iyi kısmı. Tekrar yatağa dönme şansı var. Bir de iskelede acı gerçekle karşılaşma durumu var ki işte bu en sinir bozucu olanı. Tabi bu sefer iptallerine yıllar içinde alıştık. Ama eskiden çok iyi hatırlıyorum, vapurların çalışmaması için bu dediğim lodos fırtınasının çok şiddetli, sisin de göz gözü görmez derecede olması gerekirdi. Ben kalkıp pencereden bakar, bahçedeki ıhlamur ağacını göremiyorsam gerisingeri yatağıma dönerdim. Şayet ıhlamur ağacı görünüyorsa yoluma devam ederdim. Lodoslu havalarda ise vapura her şekilde binilir, en kötü ihtimalle vapur bulduğu ilk iskeleye yanaşırdı. Yani kaptan ne yapar eder küheylanı yola sürerdi. Tabi bu uğurda hiç mi bozguna uğranmadı derseniz ona da buradan bakabilirsiniz. Şehir Hatları’nın aklımda biraz da “Şehit Hatları” diye yerleşmesinin nedeni bu mudur diye de düşünürüm.

Heyt be! Galata Kulesi bile eski model.

 

Neyse efendim, Denizcilik İşletmelerinin eski Şehir Hatları kaptanlarına buradan bir selam çaktıktan sonra asıl neticeye geliyorum. Bu Şehir Hatları vapurları bir zaman belediyeye devredildi. İşte olanlar o zaman oldu. Artık ben değil bizim bahçedeki ıhlamuru, karşı kıyıları bile görebilirken, üstelik radarım bile yok, yoğun sis nedeniyle vapurlar kalkmaz oldu. Nice lodoslarda beşik gibi sallanan vapurda, anamızdan emdiğimiz süt burnumuzdan gele gele millerce yol yapmışken, artık üç dalgayı peş peşe gören kaptanlar palamarı çözmez oldu.

Ne sisli zamanlar hatırlıyorum, iskelede teneke çala çala vapuru yanaştıran çımacılar mı dersin, vapur fırtınadan neredeyse 90 derece yatarken elinde tepsi çay servisi yapan garsonlar mı dersin.

Şimdi vapurlar yine Şehir Hatları’na döndü ama lafta yalnız. O eski ruh gideli çok uzun zaman oldu. Adalılar da artık daha fazla mahsur kalır oldu, ya adada ya ana karada.

 

Özgün içerik: EAE927378892D99C5BBD0ACDE6C048D76FD361ED

Reklamlar

2 comments on “Şirket-i Hayriye’den Şirket-i Muzırra’ya

  1. ümit dedi ki:

    Çok güzel olmuş. Eminim daha başka da zorlukları vardı Adalar’ın, ama hiçbirisi benim kafamdaki imajını bozamayacak.. Hep Türk filmi tadında.. :)

    • peacefulmarvin dedi ki:

      Ah o nostalji denen meret yok mu zaten, hep onun suçu. Ben de ne kadar sevmesem de seviyorum işte, ne yalan söyleyeyim.. :)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s