Anlar, Karşılaşmalar, Çağrışımlar #5

“Biliyorsun, ben sinirli ve maço bir adamım.” dedi. Güldüler.

İnce belli bardağı kavrayabildiği kadar kavramıştı. Hani yapabilse iki eliyle sarılacak. Çayın hakkını vermiş, keyfine diyecek yok. Henüz ya üç bilemedin beş gün olmuş, buralarda, cebinde “İstanbul Guidebook”, bakıyor vapurun camından Sarayburnu’na.

Birilerinin kaybına insan nasıl alışır? Tepkisiz olmak duygusuzlukla aynı şey mi? İçten içe bir zafer duygusu mu yoksa bizi sonradan rahatlatan, “bu sefer de kurtardım paçayı” misali. Ne olursa olsun, kayıplar insanı bir yüzleşmeye götürüyor sonunda. Ve buna alışmak gerek, hele bir yaştan sonra. Çünkü zaman ilerledikçe, sahiplendiğimiz şeyler arttıkça kayıplarımız da artıyor.

İçindeki sesi dinlemek ne demek? Baktığımızı görmezken, dinlediğimizi duymazken… Beş duyumuzla neyin hakkını verdik de iç sesten söz ederler? Hah tamam, bir esin bekliyoruz aslında. Kalp gözünü iyi aç, iç kulağını temizle o halde.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s