Yürek Boşluğu

Bugün pek de güzel bir gün sayılmazdı. Hatta havanın sanki “ben kış değilim” dercesine göz kırpmasına ve muhteşem ada havasına rağmen.

Uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımı gördüm. Evet kimilerini özlemişim gerçekten, hatta gördüğüme mutlu oldum. Ama bizi biraraya getiren vesile pek de hoşa gidecek bir şey değildi. Burada bundan bahsetmeyeceğim tabii ki. Onlar biliyorlar zaten.

Bazı şeyler vardır ki, içinde bulunulan durumu daha açık seçik idrak etmemizi sağlarlar. Bir şeyi dile getirene kadar, hele bir de söze vurması biraz güç bir şeyse, içimizde hani derler ya kursağımızda takılı kalır; onu orada sarar sarmalar yumak yaparız, dışarı çıkamayacak kadar. Sonra bir şey olur, ya bir göz teması, ya karşındaki insanın bir sözü, yüzündeki bir ifade, bir ses velhasılı bir çağrışım. Ve sonra çözülüverir o yumak. Tutamazsın kendini. İpin ucunu tutana kadar da iflah olmazsın.

Geride kalan olmak böyle tuhaf bir his işte. Nasıl bir savunma mekanizmamız varsa, ya da buna ne deniyorsa artık, yüreğimize oturan o ağırlığı, veya orada olması gereken şeyi nasıl da sindiriyoruz. Bir dakika sonra nasıl da hayatımıza devam ediyoruz. Her şey, bir şey hem çok yakın ve bir o kadar da uzak olabilir mi?

Yarın yine normal bir gün olacak. Sonraki gün ve daha sonraki… Yalnızca küçük, sarsıntılı anlar olacak. O sindirdiğimiz şeyler arada bir karnımızı ağrıtacak. Olsun, olacak bunlar. Çağrışımlar olacak. Bilinçaltımızın dipsiz kuyularına bir kanca sallayıp en zayıf anlarımızda ayağımıza dolayacak. Önemsiz veya telafisi kolay şeyler bile içimizdeki o ukteyi hortlatacak. Olsun, olacaklar.

Tüm saçma hayatımız bunların üzerine kurulu çünkü. Kaçış yok ama sürüklenme var.

Bugünün anlam ve önemini tekrar idrak etmeme neden olan bir şey de oldu. Hatta beni bu yazıyı yazmaya iten. Daha doğrusu zaten beklenen bir şeyin gerçekleştiğini farkettim. Beni etkileyense tam bugüne rastlaması oldu. İşte o idraki sağlayan çağrışım mekanizmasını başlatan bir şey. Onu da açıklamayacağım, hem zaten bunun muhatabının da bu yazıyı okuduğunu biliyorum. Kendisine konuyla ilgili direkt bir şey söylemek istemedim, zira tamamen duygusal. Yani aslında büyütülecek bir şey yok ama söz ettikçe öyleymiş gibi oluyor. Eh biraz da kişisel sınırlara giriyor ki ondan sonrası zaten beni ilgilendirmez.

Yalnızca biraz boşluk hissettim işte. Hani yeri doldurulamayacak boşluklar var ya, ondan.

Yıllar önce bir fanzinin künyesindeki bir cümleye götürdü beni: “Hayatınızda yalnızca kendisinin doldurabileceği bir boşluk yaratan dergi”*. İşte aynen öyle oldu.

 

* O fanzine de sonra değineceğim.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s