Hayatı Fena Halde Erteliyoruz

Karışık kuruyemiş yerken hep şu sırayı takip ederdim: çekirdekler, sarı leblebi, beyaz leblebi, tuzlu fıstık, fındık, Antep fıstığı ve varsa badem. Bu sıra hiç değişmezdi. Hatta fındığa sıra gelene kadar hızlı hızlı yerdim, ondan sonra biraz yavaşlardım, daha tane tane yerdim, tadına vararak. Tabi ki sevme sırası bunun tam tersiydi. Evet, anlaşılacağı üzere en sevdiğim Antep fıstığı, badem ve fındıkla bazen yer değiştirebilir, ama ilk üçüm bunlar. Ve işte bu ilk üç hep sona bırakılırdı, en sevdiğim oldukları için. Hazzı sona saklardım yani.

Çeşit çok olunca ister istemez böyle bir sıraya konuluyorlar, yoksa hepsinin yeri ayrıdır. Yeni kavrulmuş sıcak leblebinin önüne hiçbir şey geçemez mesela, bir de yanında çay olursa. Sonra fıstık elbette, yanında da bira. Çekirdekten hiç bahsetmiyorum, onu eline aldın mı araya başka şey sokmaz zaten. Evet kısaca hepsinin yeri ayrı dedik, ama bir arada olduklarında bazılarının pabucu dama atılır. Hatta en çok haz almayı beklediklerimize sıra gelene kadar midemizi doldururuz diğerleriyle gereksizce.

Gereksizce diyorum evet, çünkü buradan başlığa ne zaman bağlayacağımı merak etmiş olabilirsiniz. Buradan sonra konuyu gündelik sefil hayatımıza bağlayacağım da ondan. Yani kuruyemiş meselesi tamamen metafordu. Önümde bir tabak yarılanmış kuruyemiş dururken ve aralanmış kabuklarından antep fıstıkları bana yeşil yeşil bakarken bunu farkettiğimde kafamda koskocaman bir ampul parlayıvermişti.

“İşte ben hayatı da böyle sona bırakıyorum, hayatımda keyif aldığım şeyleri en sona bırakıyorum, gereksiz ya da sıkıcı şeylerle günümü gün edip asıl istediklerimi hep erteliyorum” demiştim kendime.

Öyle yapmıyor muyuz yani? Sakin bir sahil kasabasına yerleşip çiçek yetiştirmek için emekli olmayı beklerken binbir türlü sıkıcı işi yapmakla ömrümüzü geçirmiyor muyuz? Üstelik emeklilik yaşımızı görüp görmeyeceğimizi bile bilemeden. Hadi bu daha uzun vadeli bir plan diyelim, daha basit, gündelik hayatımızda ertelediğimiz nice şeyler var. Böyle davranmaya alıştıkça da, ertelediğimiz şeyler gittikçe daha da uzaklaşıyorlar bizden. İşin trajik yanı ise arada bir sürü lüzumsuz şeyler yapmamız, zamanımızı o pek de keyif almadığımız şeylerle tüketip esas haz alacağımız şeylere yer bırakmamamız.

Harekete geçmek için ne çok düşünüyoruz. İlle de bizi tetikleyecek bir tutkuyu bekleyip duruyoruz. Birazcık tez canlı olmak yeterdi oysa. Tutku bazen sarhoş da edebiliyor insanı, ama işte ille de onu arıyoruz.

Canın Antep fıstıklarını istiyorsa leblebileri yemeyeceksin! Aklın fındıktayken çekirdekten aldığın tad tad mı sanıyorsun?

Suluboyaları kurutmayacaksın bir de…*

*Burada bir gönderme yapma niyetindeydim ama gönderme yapacağım o yazı artık bilinmeyen alemlerde.Neyse anlayan anlar..

Ha durun bari herkesin de anlayabileceği başka bir gönderme yapayım. Ona da buradan ulaşabilirsiniz.

 

Özgün içerik: B94DF2C4A9E9DB94EA71C8FE0A1A536CD47A7654


Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s