Keyfime Kâhya Aranıyor

Öyle pis, illet bir keyif adamı olup çıktım ki, keyfimi kaçıran en ufak bir şeye düşman kesiliyorum, isyanlar ediyorum, lanetler savuruyorum.

Örneğin gün içinde belli başlı, olmazsa olmaz ritüellerim vardır. Evde ya da işte veya sokakta olmam bu düzeni asla değiştirmez. İki elim kanda olsa bu ritüeller adeta bir ibadet bağlılığıyla yerine getirilir.

Bunların başında kahve geliyor elbette. Günün ilk saatlerinde, tabi ben yatağımdan kalktıktan sonraki ilk saatler, kahvaltı sonrası hemen filtre kahvemi demler, ortalığı bir kokuya boğarım. Sonra onu uzun uzun, küçük küçük bazen de doyasıya yudumlarım. Yanında bazen bitter çikolatam o yoksa çeşidi günden güne değişen kuruyemiş mutlaka bulunur. Sonra günün ilerleyen saatlerinde, çoğunlukla öğlen saatleri hatta öğlen yemeğinin üstüne, tabi eğer evdeysem, bir Türk kahvesi. Çalıştığım zamanlarda da işin şartlarına göre bir düzen kurarım. Eğer arazi işiyse, kazı zamanları tabi, sabahtan kahvemi demler termosumu doldururum ve gün içinde küçük keyif molaları veririm. Termosuma göz dikenin gözünün yaşına bakmam, keyfime karışanı paralarım.

İkinci sırada kahvaltı geliyor. Sabah kahvaltımı yapmadan asla evden çıkmam. Gerekirse yarım saat erken kalkar, tabi bir yere yetişeceğim zamanlar, kahvaltıya zaman ayırırım. Eğer vaktim varsa uzun uzun kahvaltı sofrasında oturur, sonlara doğru sıcak çay fincanımı iki elimin arasına alır, ayaklarımı uzatır yavaş yavaş tadına varırım. Kahvaltı sırasında gereksiz, can sıkıcı, olumsuz konuşmalardan hoşlanmam ve eğer bu konuşmaları engelleme konusunda başarılı olmuşsam sessizlik içinde hayallere dalarım. Kahvaltım iki kısımdan oluşur; tuzlular ve tatlılar. Tatlıyla kapanışı yapar, mesela bir daha peynire zeytine dönmem. Tatlı kısmını kısa keserim, şayet Nutella varsa uzatırım.

Gelgelelim film izlemeye. Bu her gün yaptığım bir şey değil aslında. Ama bu da başlı başına bir keyif işi ve dikkat gerektiren bir keyif işi. Bu sebepledir ki film izlemeye oturmak biraz sancılı oluyor. Bir türlü karar veremiyorum. Tam kendimi kaptırmışken ya biri gelip bölerse, ya bir şey söylerse, dikkatimi dağıtan bir şey olursa vb. stres kaynakları yüzünden bir filme başlamak iyice zorlaşıyor. Eğer birileriyle beraber izlenecekse ve o birilerinden biri de uyuklarsa, daha gözlerini açamadan iki kaşının arasından duvara çivilemek geliyor mesela içimden, ama yapmıyorum, tatlı tatlı dürtüp “uyuma” diyorum. Tabi son derece sinir bozucu oluyor uyuklayan biriyle film seyretmek de. Bu da keyif kaçırıcılardan biri.

Bütün bu aktiviteleri tek başına yapmak daha az riskli oluyor, keyif kaçırmaması bakımından. Ama tabii ki azıcık risk alınsa da, birileriyle beraber yapmak keyiflere keyif katıyor, bunu da inkar etmiyorum.

Bu yazıyı okuyan keyif düşkünlerine duyurulur, kahve içmeye veya uzunca sabah kahvaltılarına hatta film günlerine beklerim efendim. Her türlü konfor sağlanır, “keyifkaçıran”lara karşı güvenlik önlemleri tarafımdan alınır.

 

Özgün içerik: BA2B1A591B9EC97DF5DD99885991FF86FD4C7FC0


Reklamlar

9 comments on “Keyfime Kâhya Aranıyor

  1. Ümit dedi ki:

    Gülümsetenmiş de aynı zamanda..

  2. yaş tahta dedi ki:

    Uyanır uyanmaz kahve demlek, acele varsa makina ile hazırlamak, sabah sabah kahve kokusuna bogulmak… Kahve olmasaydı gerçekten eksik bir ruh olurdum sanırım.
    Bir de kahve seven bizler biraz da lanetliyiz galiba, öyle her yerde keyfe kahve içilmiyor. Aranılan bir tat var, termos evin aromasını bir nebze de olsa yanımızda taşıyor. Hoş o aromanın yanında bir de insanların şaşıran yüzlerine vesile olması her zaman eğlendirmiştir. Anlamıyorlar bir insan neden dısarda kahve içmek için yanında kendi kahvesini taşır. Bilmiyorlar ki yanda taşınılan sadece kahve değil!

    • peacefulmarvin dedi ki:

      Bu bazen evde demleme çay da olabiliyordu, okul zamanı özellikle. Bir de kahve presimi kazı alanına götürmüşlüğüm de vardır, termos yine iyi.. :)

  3. yaş tahta dedi ki:

    Otostopcunun gunlugunda, havlu neyse bizim için de sanırım termos, demlik o olurdu yolda :)

  4. fulyayerlikaya dedi ki:

    İnsan kendi kendine sürebileceği keyiflerin varlığını unutuyor bazen. Bunun farkında olan, atlamayan, farkına vara vara yaşıyanlara gıpta ediyorum. Batı felsefesinde buna anı yaşamak diyorlar işte. meditasyon kendinden kacarak, büyük şehirlerde koşarak yaşayanlara, yavaşlamanın iyileştirici gücünü sunan bir alternatif. Pekala insan, bir fincan kahvenin tadına vara vara içerken de medite olabilir. Yazı bana bunu anımsattı direkt. Bu açıdan bilinçliliğini takdir ettim ;)

    • peacefulmarvin dedi ki:

      Ah evet, düzenli meditasyon ve yogamı da bu günlük ritüellerin arasına bir katabilsem atlamadan, o zaman tam olacak işte. Ama şu söz konusu keyifkaçırıcılara çok kafayı takıyorum galiba ya da dış etkilere fazla açığım bu yüzden de bu gibi şeyleri bir düzene koyamadım. O da olacak elbet..

  5. Fulya Yerlikaya dedi ki:

    Eee hadi yeni yazı yok mu..ses versin evren bize….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s