Yeniden Ete Kemiğe Bürünmek

Devasa bir elektronik devrenin içinde yaşıyormuşuz gibi geliyor bazen. Kablolar can damarlarımız ve aynı zamanda varlığımızı birbirine bağlayan yegane şeyler.

İster gerçek kimliğimizle görünelim ister kendimize uygun bulduğumuz “avatar”larımızla, bu devrenin içinde tamamen yapay yaratıklar haline geliyoruz. Hatta belki de öyleyiz, yapay zekanın kendisiyiz. Kendi algı düzeyimizde, kendimizi son derece gerçek gördüğümüz doğru. Peki ya bir şekilde iletişim kurduğumuz, kabloların diğer uçlarındaki insanlar? Onları benim için gerçek yapan şey nedir hep merak ediyorum. Benzer davranışları sergilememiz mi? Yaptığım eylemlere, paylaştığım herhangi bir şeye “geri dönüş” almam mı? Bana cevap vermeleri mi?

Gerçekte fiziksel varlığıyla hiç karşılaşmadığın birisinin gerçek olduğuna nasıl inanırsın? Ne zaman, nasıl ete kemiğe bürünürler? Kendi nesnemi, bedenimin varlığını biliyorum. Peki zihnen, kelimelerle, kablolar aracılığıyla bağlandığımız diğer kişiler nasıl ete kemiğe bürünür? Nasıl ikna oluruz varlıklarına?

Öyle bir kuşağa mensubum ki, şimdilerde nostaljik sayılan bir devrin ürettiği şeylere yetişmiş, hatta direkt onun içinden gelme ve aynı zamanda da internet çağını yakalamış bir kuşak. Bu sayede de sanırım, hep sözünü ettiğimiz bazı “değerler” konusunda nispeten muhafazakar davranabiliyoruz. Ama bir de bu elektronik çağın, direkt olarak bu sanal alemin içine doğmuş bebelerden oluşma bir kuşak var. Gel de çık işin içinden!

Aslında belki de kendimizi buna alıştırsak iyi olur. Öyle günler yaşıyoruz ki, artık ütopyaları bırakıp distopyalar için kendimizi hazırlamanın vaktidir. Sığınaklarımızda oturup, günün yüzünü bile göremeden yaşamaya çalıştığımız zamanlara düşer miyiz acaba? Belki de o, esas can damarlarımız olacak kablolara gerçekten muhtaç olacağımız zamanlara…

Bu karamsar varsayımlar bir yanda dursun, tekrar ete kemiğe bürünme konusuna gelecek olursak, bununla ilgili yapılabilecek şeyler de var; bu kolay iletişim yöntemlerinin, ara sıra da olsa dışına çıkmak gibi. Sokağa çıkıp insan içine karışmak elbette bunlardan biri, ki dışarıda solunacak hava olduğu müddetçe bunu zaten yapacağız ve yapıyoruz. Benim kastettiğim, en azından aciliyeti olmayan durumlarda, kablolardan kurtulmak. Kağıda kaleme geri dönmek ve daha geleneksel yolları canlı tutmak yoluyla birbirimize bağlanmayı denemek. Hem el yazısı da kişiye özgü şeylerden biri, tıpkı parmak izi gibi. O zaman karşımızdaki kişinin gerçekliğinden de bir şüphe kalmaz.

 

Özgün içerik: B3C9CC9E906AE4751302F0A085B49511C6CDA2B6


Reklamlar

7 comments on “Yeniden Ete Kemiğe Bürünmek

  1. begonvilliev dedi ki:

    Bizler yine yaşadık bir şeyler, et ve kemik olarak ama yeni nesil ürkütüyor beni…

  2. siyahklavye dedi ki:

    Son paragraf için;
    evet, evet, evet!

  3. Fulya Yerlikaya dedi ki:

    Ah o kadar hoşuma gitti ki, anlatamam, o kadar keyifle okudum ki. Bir defterim var, geçenlerde sevdiğim bir arkadaşım hediye etti, normalde defter çok güzelse, kapagı vs, kıyamam yazmaya bir türlü. Bu kez kırdım kendimi, başladım yazmaya. Rastgele hem de, bu ne bir günlük, ne bir notluk, ne de yazı- deneme defteri, bu hepsi. Sonra geçen gece, bir yazımı anımsadım, yahu dedim , iyi de ben onu deftere yazdım, nasıl göndereceğim ki bloguma. Kısa bir süre düşündüm, herseyin sanal ortamda kayıt altında mı olması gerekiyor diye. Yo gerekmiyor, insanın sanal ortamda kendini kaydetme hali, bir anlam bulma- kalıcı olma arayışının da bir sonucudur. Fotoğraf ile anı durdurup sözüm ona ölüm ile savaşmak gibi. Elindekileri kayıt ve kontrol altına almak. Sanal arkadaşlara ve bağımlılığa gelince. Bu konuda kendime tam puan veriyor. Hatırı sayılır, etten kemikten dostum, hatırı sayılır sosyal paylaşımım var. İnternet başında geçirdiğim zaman ise, zorunlu zamanlar dışında gayet kıvamında. Bazı aşırıya kaçmış kişileri görünce, içten içe seviniyorum da. Herşey kişinin kendi ihtiyacını gidereceği kadar olmalı şüphesiz, bu öznel bir durum. Ancak hayatta bir dengeyi tutturmak gerekliliği de tartışmasız önemli. Ruhsal mutlulugumuz, tatminimiz için. Hayat biraz aşk, biraz iş, biraz yalnızlığın, biraz ailen, biraz sağlığın, biraz haytalığın, biraz hobilerin, biraz gelişimin, biraz şu biraz bundan oluştu mu güzel. İnancım budur. Nasıl ki sürekli içki içmek seni alkolik yapıyorsa, yaşamın tüm amacını o faaliyete doğru daraltıyorsa, hayatın tek keyfi bu değilse, bunu korumak ve kurmak da asli görevimiz. Yataktan sigara içmek amacıyla kalkmayı sevmiyorum, bir amaca doğru daralan yaşamlarda, seçim özgürlüğümüzün elimden gittiğini hissediyor ve bunu kendime yakıştıramıyorum. Bunları düşündürttün bana…

    • peacefulmarvin dedi ki:

      Aslında her şeyin/herkesin hakkını vermek lazım, o kadar. Nerede nasıl olduğu önemli değil. Benim asıl kaygım algımızın sakatlaşmaya başlaması ve zamanla doğamızdan uzaklaşmak.
      Bu elektronik araçlar da daha yeni ve normalde farkına varamayacağımız başka şeylere bir kapı açıyor ve kararında olduğu sürece sonuna kadar faydalanmaktan yanayım.
      Şurada güzel bir tespit var mesela, hoşuma gitti.

  4. Shiprim dedi ki:

    Hangimiz gerçeğiz ki, kabloların ucunda birbirimizi arayalım.. Hangimiz kendimiziz ki.. İşin kötüsü, (ya da iyisi belki benim özelimde) kabloların ucunda çok daha gerçek insanlar var.

    Derin mevzuu bu..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s