Old Bull Lee veya “Dehanın Hükmettiği Tek Amerikalı Yazar”*

Bundan takribi 12 sene öncesi. Nasıl oldu, nereden esti, nasıl aklımı çeldi bilmiyorum ama bir Beat Kuşağı sayıklar halde buldum kendimi. Durun canım, nereden esti hatırlıyorum, o zaman Çalıntı dergisinin iki sayısında dosya konusu yapmışlar, hemen hemen tüm içeriği Beat Kuşağı yazarlarına ayırmışlardı. O günlerde tabii bu yeraltı edebiyatıydı, yeraltı yayıncılığıydı, bayağı bir ilgi alanımıza giriyordu. Neyse efendim, ben de nehrin suyuna takılmış buldum kendimi.

Sonra, gel zaman git zaman, bulabildiğim kadarıyla, Türkçe’ye çevrilip yayımlanmış kitaplarını aldım, kütüphaneme ekledim. Daha William Burroughs‘un bir tane kitabı yayımlanmış, ikincisi ha çıktım ha çıkacağım diyordu. Jack Kerouac‘ın da keza, aynı, hatta belki o üçüncüyü bekliyordu, bilemiyorum. Allen Ginsberg‘in yalnız bir şiir kitabı, o da Lawrens Ferlinghetti‘yle ortak olan “Amerika”sı vardı.

Tabii kitapların orijinallerine de ulaşmak mümkündü ama zaten kıt İngilizcemle bir de kimi anlaşılması zor bu kitapları okumaya çalışmak ne mümkündü! Bekledik a dostlar, şu biricik memleketimin biricik çevirmenleri alıp eline çevirsin, biricik yayınevleri de bassın diye dualar ettik. Ettim yani ben şahsen. Allah o Altıkırkbeş’ten, Parantez’den, Ada Yayınları’ndan, Yol Yayınları’ndan razı olsun, çevirenlerin elleri gözleri dert görmesin.

Yine o günlerde fotokopi fanzinler pek revaçtaydı. Şimdi yeraltı piyasasının durumu nedir bilemiyorum, eskisi kadar takip edemiyorum maalesef. Gerçi şimdi de internet yaygınlaştı, bloglar çıktı, e-dergiler yapılır oldu kabul. Ama o basılı olanların yeri ayrıydı tabii. Eh ben de kapıldım o furyaya bir şekilde. Ne heves, ne heyecan, ne meraktı ama hatırlıyorum da. İki sayı yayımlanan bir fanzin hazırladım ben de, bir de ayrıca iki ufaklık kardeş fanzin. İçerik tabii ki belliydi: Beat Kuşağı.

O dönem öyle bir heves vardı işte, dediğim gibi, aklım çelindi bir kere. Türk Edebiyatı’nı da okumuyor değildim tabii, hatta şimdi düşünüyorum da, bir dönem epey ihmal bile etmişim. Ama o zaman, yaş itibariyle de, kullandıkları dilin de etkisiyle olsa gerek, bir şekilde isyankar yaşın isyankar bayrakları oluvermişlerdi. Şimdilerde güzide devlet büyüklerimiz ve “münekkit” hukukçularımız bunları çocuk istismarı, Türk ahlak, terbiye, töresi nevinden yaklaşımlarla yakışıksızlaştırıyorlar.

Eğer devam etseydim, muhakkak Türk Edebiyatı’nı da dahil ederdim içeriğe. Neyse.

Bir de şu cut-up tekniğini merak eder olmuştum. Bir örneğini okumak da kısmet olmamıştı. Heveslendim de, dedim “ben bunu yapamaz mıyım?”. Sonra elim bir kağıda makasa gidivermedi bir türlü. Ama ahdım var, yapacağım bir gün.

Şimdi bunca laf ettik, dua ettik dedik, örneği yoktu dedik. E adamlar düşünmüş, karar vermiş, çevirmiş, yayımlamış. Allah razı olsun yine. Peki kardeşim, zorunuz ne sizin bu adamlarla? Merak ediyorum, Marqui de Sade‘ler, Dorian Gray‘ler hala kitapçı raflarında değil mi? Yoksa kaşla göz arasında onları da mı yok ettiniz? Yo, hiç sanmıyorum.

Ahlak anlayışına ters düşüyorsa okumaz, kendi evine sokmazsın. Talim terbiye kurullarına tavsiye ettirmezsin. Ha şimdi ettirmezsin, yarın birileri çıkar onu da ettirir, hiçbir şey olmamış gibi. İki yüzlü, güdümlü eğitim sistemimiz, dün katlettirilen, hayatı karartılan edebiyatçısını bugün Milli Eğitim onaylı diye okullara tavsiye etmiyor mu? Ya benim ahlak anlayışım ne olacak? Dayatılan ahlak anlayışı ve inanç sisteminin bazı kitapları da beni rencide ediyor, ne olacak peki?

Bırakın kitap yasaklamaları, kaşla göz arasında, sinsice, kitabevleri kapatılıyor caddelerde teker teker. Yerlerine tüketim canavarı  alışveriş merkezleri, giyim, kozmetik mağazaları açılıyor. Ahlakmış, gelenek görenekmiş, aile yapısıymış, suistimalmiş kimin umrunda? Okumayalım diye, tek istenen bu. Bir kitap yeter bize nasıl olsa, onu da çevirmeye gerek yok.

Hank Moody’lere gelesiniz inşallah. İntikamı acı oluyor, benden söylemesi.

Son olarak bir alıntıyla noktalamak istiyorum. Devekuşu Kabare’nin “Yasaklar” oyunundan bir kuple:

Yaşamak nefes almak değil
Yaşamak yemek içmek değil
İnsanız insanız diye
Yaşamak dünyada özgürce.

Yaşamak asıl budur asıl işte
Özgürce mutlu doyasıya
İnsan olmak için tek yol
Yaşamak dünyada özgürce.

Özgürlük özgürlük
İnsanca yaşamanın yolu
Özgürlük özgürlük
Kalbimiz özleminle dolu.

Kaba kuvvete yasak olsun kabul
Yasak olsun baskı işkence
Ama niye yasak doğruya
Bilime sanata yasak niye?

* Dehanın hükmettiği tek Amerikalı yazar nitelemesini, William S. Burroughs için, Norman Mailer’ın söylediği rivayet olunmuş.

özgün içerik: 0C3717DB4078873C09D8A5E1F74042F12219BD00

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s