Evren’in On Sekiz Günü: 2. Gün

11 Temmuz 2011

Neden sonra, uyumuştu. Bunu ancak uyandığında anladı. Ama bu uyanış yine de tam bir uyanış değildi. Gerçekten sıhhatli bir uyku çekmiş miydi yoksa yalnızca kendinden mi geçmişti, bunu ancak günün ilerleyen saatlerinde anlayabilecekti.

Her ne kadar burayı tüm şartlarına rağmen çok sevmiş olsa da, çalışmalarını yürüteceği yere uzak olduğundan, ancak misafirdi şimdilik. Hatta bir an önce asıl kalacağı yerin belli olmasını diliyordu. Çünkü geçici bir süreliğine de olsa, yerleşik bir düzen kuracaktı kendine. Geçici de olsa, her yerin kendi düzeni olmalı, gerekli konfor sağlanmalıydı ona göre.

Ama işler planlandığı gibi gitmeyecekti, planlanan çoğu şeyde olduğu gibi. Aslında pek de öyle kesinlikle planlanmış bir şey yoktu, daha çok bir arzuydu bu. Çünkü böylelikle biraz olsun yalnız kalma fırsatı olacaktı. Nispeten kendi ouşturduğu bir düzenin serbestliği içinde, günlerini dolduracaktı.

Şimdilik bu düzenin, bir iki gün gecikmeli gelse de, sonunda geleceğini biliyordu. Ama tekrar o püfür püfür köy evine dönmekten de şikayetçi değildi. Aynı zamanda, işe başlayacağı günün gecikmesi, ona az biraz tembellik yapma fırsatı veriyordu. Bu zaten her zaman yapabildiği bir şeydi ama hep alışık olduğu yerden bütünüyle farklı bir yerdeydi şimdi.

Buradaki insanları sevmişti, eğer işine bu evde devam etmek zorunda kalsaydı da bir şikayeti olmazdı. Hatta diğerlerine nazaran daha başına buyruk bir işi olduğundan da, kendini son derece özgür hissediyordu. Keyfi yerinde gibiydi.

Hep böyle diyordu evet, gibiydi. Öyle gibiydi, şöyle gibiydi… Her zaman, tam bir kesinlikle emin olmamaya alışmıştı. Kendini buna alıştırmış gibiydi. Kim bilir, sonuçlara alışması daha kolay gibi mi geliyordu, hiç bilmiyordu. Hiç emin değildi.

Yemek saatleri dışında, kendini hep, boyaları yer yer dökülmüş sarı duvarlı odada buluyordu. Orası dışında her yer, kendini gündelik hayatın akışına kolayca bırakabildiği yerlerdi. Ama orası, o oda… Orada yalnızca gün sayıyordu. Bazen yatağına uzanıp, gözlerini duvarlarda, tavandaki izlerde gezdirip zihnini dağıtmaya çalışıyor, ama yine de düşüncelerden alamıyordu kendini. Sanki sabırsızlığı bu odada saklanıyor, kendisiyle başbaşa kaldığı bu nadir anlarda, hep buradan ayrıldığı günü hayal ediyordu.

– – –

Böyle yerlere geldi mi, gözü hep meyve ağaçlarında olurdu. Burası da sanki onun bu merakını biliyor, her adımda önüne türlü çeşitli meyve ağaçları çıkartıyordu. Dut ağaçları, hatta karadut ağaçları, incirler, erik, armut ve ceviz ağaçları… Her birini gördükçe gözü dönüyor, dili dışarı fırlayayazıyordu.

İkinci günün akşamına da varmıştı. Yine serin, rüzgarlı bir akşamda, semaverde demlenmiş çayını herkesle beraber yudumlayıp sohbete katıldı. Bütün bir gün zaman kavramı üzerine düşünmüştü yine, zaman algısının değişmeye başladığını. Güne erken başlamak gün hiç bitmiyormuş gibi hissettirirken, akşam olup da hava karardığında ve insanların yüzlerinde yorgunluk izlerini gördükçe “ne çabuk akşam oldu yine” demekten de kendini alamıyordu. Bu öyle garip bir durumdu işte, her daim de böyle olacaktı, çok kurcalamaya gerek yoktu.

Yaşıyordu işte. Bu, buram buram değilse bile, biraz zorladıkça kendini bir Anadolu kasabasında hissettiren o hisse tutunmak daha çok işine geliyordu. Hep özlediği ya da beklediği, veya ona hep kitaplarda sunulmuş haliyle, bu diyarlar, gerçekliklerinin dışında bir malihülya yaşatıyordu. Varsın olsundu. Nasıl olsa hayal gerçek, hepsi birdi insan isterse. Zamanla her şey olurdu; bir tutam huzur, bir avuç mutluluk, hepsi. Onlar gelmezse, onlara gitmek gerekti.

İşte bu, pek de yorucu sayılmayacak ama sıcaklığıyla yeterince bezdirici olmayı başarmış günün sonuna doğru, kendini bu düşüncelerin kucağında, uykuya teslim olmak isterken buldu. Bu isteği de hemen öyle, şıp diye gerçekleşmeyecekti.

– – –

Önceki yazılar:

1. Gün

Özgün içerik: 37E3D5816D889388EF64A8F0FC76F10D227430E9

Reklamlar

4 comments on “Evren’in On Sekiz Günü: 2. Gün

  1. Shiprim dedi ki:

    Daha bugün okuduğum birkaç satırda yazar, bir yabancı olarak gittiği yerde adres sormaktan imtina ediyordu; orada yaşayan herkesin kendi dilini de akıcı şekilde konuştuğunu bildiği için hem de. İstiyordu ki, ona oranın yabancı bir yer olduğu gerçeğini bozdurmasınlar. Kendi dilini duyduktan sonra ne anlamı vardı?

    • peacefulmarvin dedi ki:

      Doğru, gerçekten. Ben de mesela, aramıyor değilim bazen tamamen yabancı olmayı gittiğim yerlerde. Yabancılık ve yalnızlık, tam bir yalnızlık, zamandan ve insanlardan kopuk, müdahalesiz.. Huzurlu bir yabancılık.

  2. […] Öyküler ← Evren’in On Sekiz Günü: 2. Gün 18 Ağustos 2011 · 6:26 pm ↓ Jump to […]

  3. […] Gün. /2. Gün. / 3. Gün Rate this: Paylaş:Like this:BeğenOne blogger likes this post. This entry was posted […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s