Evren’in On Sekiz Günü: 8. ve 9. Günler

17 Temmuz 2011

İlk tatil günü, teoride.

– – –

Akşam olduğunda o gün üzerine düşündü. Ama bundan bahsetmeye değmez.

Sonra yattı. Uyumuş.

– – –  – – –

18 Temmuz 2011

Bugün de iş hafif geçecekti, zaten beklenen bir durumdu. Onun yerine yapması gereken, birikmiş işlerini tamamlamaya karar verdi. İş yerinde yine yalnız değildi. Ara sıra iş üzerine, çoğunlukla da başka şeylerden sohbet ederek, onun dışında da kendi işleriyle meşgul olarak saatleri saydılar. Beraber bir şeyler atıştırdıktan sonra, ilçe merkezine gidip bazı işlerini halletmeye koyuldu. Tam öğle saatine rastgelmesi pek iyi olmamıştı, ama artık elden ne gelirdi? Bankada sırasının gelmesini beklerken etrafı keşfetme imkanı buldu, bu iş ona bu kadar geniş bir zaman sağlamıştı. Tabii nereden baktığına bağlı olarak. O bunu daha çok zaman kaybı olarak görüyordu. Üstelik sıcak, ah o sıcak!

Biraz canı sıkkındı. Hatta kendini, gittikçe aşağılara doğru çekilen bir moral ve her şeye karşı, adeta vücudunu, tüm varlığını bir kalkan gibi saran bir hiddet haliyle dolmaya başladığını hissediyordu. Bunun nereden geldiğini biliyor ama karşı koymakta zorlanıyordu. Böyle anlarda, tüm yaşama isteğinin, yaşama karşı duyduğu merak ve ilginin yavaş yavaş ama kararlı adımlarla gerilemeye başladığını ve kendini terkettiğini hissediyordu. Sebebi ne kadar önemli olabilirdi ki? Hem üstelik, bir sebebi var mıydı ki, gerçek bir sebebi?

Aslında umudunu kaybetmiyordu, kaybolan umudunu hatırlıyordu. Ne tuhaf. Bazen de bununla tam zıt şeyler düşünür, hatta hisseder ve bütün varlığıyla inanır, o coşkunluk halinin tadını çıkarırdı. Mutluluğu aramasına gerek olmadığını, mutluluğa zaten sahip olduğunu ama bazen onu unuttuğunu ve esas yapması gerekenin onun varlığını kendi varoluşunda hatırlayıp ortaya çıkarmak olduğunu düşünürdü. Nasıl olur da bu iki karşıt şeyi aynı benlik içinde barındırabiliyor ve bazı an birine, bazı ansa diğerine inanıyordu? Biri varsa diğeri olmamalıydı halbuki. Birinden biri, diğerinin hükümranlığına izin vermezdi çünkü. Ama, gelgelelim, bazı anlar biri diğerine ağır basıyor ve hakimiyeti, duygularının hakimiyetini ele geçiriyordu.

Nereden varmıştı yine bu düşüncelere? İlle de bir sebep gerekmezdi ki. Her şey bahaneydi, sebeplerin bir önemi yoktu onun için. Zaten sebeplerin üzerinde durdukça, kafası daha çok karışırdı. Sorular, sorular, sorular… Zihni sorularla dolup taşar, ızdıraptan başka bir şeye yer bırakmazdı. Esas sorun kendi zihnindeydi ona göre. Olayları algılayış biçiminde. Tüm ızdırap kendi zihninde başlayıp, kalbine, tüm yaşam kanallarına ulaşıyor, tüm duyularını ele geçiriyordu.

Hayatta kontrol edemeyeceği şeyler olabileceğini kabul etmeliydi. Kendi hayatını bile tam anlamıyla kontrol edemiyorken, kendini bile tümden anlayamamışken, bir başkasını anlayabileceğini ve ona yetebileceğini düşünmek akıl işi miydi? Bunu ne kadar istiyor olduğunun bir önemi yoktu. Belki en az kendi benliği kadar, bir başka varlığın yaşamına da katkı  sağlamak, kendi ızdırabını yok etmek isteği kadar bir başkasının ızdırabını ortadan kaldırmayı istemek onun için normal bir şeydi. Bunu tüm kalbiyle arzulayabilir, hatta kendi ihtiyaçlarını öteleyebilirdi bile. Ama yine de bunun ne kadar işe yarayacağını asla bilemezdi. Her zaman kendi kontrolü dışında bir şeyler olacaktı. Tek bir iradede, birden fazla varoluşu etkilemek belki mümkündü, eğer böyle bir şey gerçekten olsaydı. Ama ortada birden fazla irade vardı, onun zihninin kavrayamayacağı, imkanlarının yetişemeyeceği iradeler, başka kişilikler.

Yalnızca hayalini kurduğu şeyler vardı. Hâlâ, bıkmadan usanmadan hayal kuruyordu. Umutsuzluğa kapıldığı anlarda bu hayaller devasa şehirlerin yıkıntılarına dönüşüyor, birbirlerine karışıyordu. Sonra tekrar toparlıyor, daha büyük hayaller kuruyordu. Ama bu döngü hep devam ediyordu. Artık buna alışmıştı. Alışmak ne demekse… Alışmak acıyı dindirmiyordu zira. Izdıraba alışılmıyordu. Her şeyin içinde bir umut yine de vardı. Ona kıs kıs gülen, bu hallere düştüğünde adeta onunla alay eden bir umut.

Böyle.

.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s