Ağaç Ev

Hep bir ağaç evim olsun istemiştim. Babama az yalvarmamışımdır çocukluğumda, bahçedeki ağaçların birine, çam mı olur, badem mi dut mu, artık orasına kendi karar versin, bir ağaç ev yapsın diye.

Yıllar geçti, bir çocukluk hayali ve ukdesi olarak kaldı tabii.

Gelin görün ki, işte o yılların sonunda, günlerden bir gün, gerçekten de bir ağaç ev belirdi bizim koca çamın üzerinde. Eh, ne evi derseniz, arı evi. Evet arı evi. Arı kovanı da deniyor ona. İşte böyle, bir masal da burada bitti, ben muradıma eremesem de.

 

İlkbaharın da Bir Hüznü Vardır

Sonbahar alınmasın ama, ilkbaharın da kendince bir hüznü vardır.

 

Bir Zamanlar Kınalıada

Lapa lapa karın yağıp da tuttuğu zamanlardı. Öyle diz boyu değildi ama hakkını da verirdi.

Yine eski negatiflerden çıkan küçük hazinemden bir demet. Hem görsel hem işitsel…

 

Bizim sokağa tepeden bakış

 

Bizim soktan tepeye bakış

 

Bizim sokak

 

Manastırdan adanın arkası

 

Manastır

 

 

İçimdeki Fırtına

Tam da üzerimde biriken yüksek gerilim ve etrafımı dağıtıp yerle bir etme arzumu en kısa yoldan nasıl anlatırım diye düşünürken, daha doğrusu uygun sözcükleri ararken, bu fotografa rastladım. Tesadüf olamaz. Ya da olur, bilemeyeceğim.

Bunun ta kendisiyim işte..

 

Galata Kulesi

Bir ara eski Galata Kulesi kartpostaları biriktirirdim. Elime fotograf makinesi geçti mi de Galata da nasibini mutlaka alırdı bundan. Aşağıdaki fotograf 1998 senesinden; elime fotograf makinesini, daha doğrusu Zenit’i yeni yeni aldığım zamanlardan ve yanlış hatırlamıyorsam bir fotograf gezisinden kalma. Hatta bu kadar yıl sonra kendi çektiğim bu fotografa ilk defa bakıyorum çünkü yalnızca film banyosu yapılmış fakat tab edilmemişti. Şimdi elimdeki bu eski negatifleri taramaya başladım ve işte en sevdiğim konuyu, Galata Kulesi’ni içerenini buraya koyuyorum.

Üzerinde fazla oynamadım zira o lekeler vs. daha da eski gösteriyor fotografı, sanki ’98 senesinde değil de 60’larda falan çekmişim gibi. Kendimi avutuyorum yani.


Batık Karaköy iskelesini de anmadan geçmeyelim bu vesileyle.

 

Üretim Bandı

 

İşte Burada Yaşarım!

“Düşlerimde bile kaçtım denize doğru
Aslında kaçmak değil
Sevgiye koşmak
Sessizdiler ama çoktular
Biraz deli biraz çocuktular
Denize doğru”

 

Yavrular

Yorumsuz…

Bu adresten aparmadır

 

Var mısın Yok musun?

Olabildiğince genel istatistikler içinde ufacık maddeleriz bu dünyada. Hayatımızın bundan fazla bir değeri var mı acaba? Herkes ardında bir iz bırakmaya çalışmıyor mu bu yüzden? Bir isim, bir imza, hatırlanacak bir şeyler aramıyor mu? Sonra hayatın amacı bu oluveriyor. Hırsla, hızla, rekabetle, nefretle doldurulmaya çalışılan hayatlar… Bu hayatlar bizim mi gerçekten?

Başka bir yol olabilir mi? Başka hayatlar, başka amaçlar, başka arayışlar…

Ya da sadece varolmak…

Bu ağaç gibi