Kedish Plant

Biz onu her gün suluyoruz.

O kendini Romalı bir hükümdar zannediyor.

Aslında o gerçekten de bir hükümdar, kendi çöplüğünde. Her gün dayak yiyip geliyor ama olsun.

 

 

Reklamlar

Uyuz Muyuz Seviyoruz İşte

Dünyanın en uyuz yaratıkları kediler. Var mı itirazı olan? Şu suratlara bakın, bu fotografı boşuna koymadım buraya.

Daha demin kıytırık çöp konteyneri için birbirlerini yerken, şimdi en azılı düşmanları ben oluverdim. Haksızlık değil mi bu? Blogumda kategori bile açmışım kendilerine, o kadar yani.

Ne yapalım, onları da böyle kabul edeceğiz.

Ah Şu Kediler!

Bu kediler saf mı yoksa saf numarası mı yapıyorlar? Böyle bir eblek bakış, gözleri büyütmeler, saf saf mivlemeler falan. Kimi kandırıyorsun sen? Beni tabi ki ve hepimizi. Bizi kandırmanın türlü çeşitli yolları mevcut bu mahlukların içinde. Ne isterlerse yaptırabilirler insana, ta ki biz kendimize gelene kadar.
Şurada bir ay çöreği yiyorum ağız tadıyla, az şekerli Türk kahvem de yanında. Ne o üzerime tırmanmalar, masaya atlamalar, çantamı çekiştirmeler. Tanışıyorduk da ben mi hatırlamıyorum? Hah şimdi tanıştık işte! Böyle hesaplara gerek yok. Bütün kediler, karşılaştıkları, karşılaşacakları tüm insanlarla doğuştan tanışıktır zaten. Öyle teklif gerekmez.
Ay çöreğime göz diktin anladık. Ama canım, bu sana göre değil ki. Senin için biraz tatlı. Yine de azıcık verebilirim. Ucundan… Hem ay çöreğinin ucu en makbul yeridir ve en iyi tarafı da iki tane olmasıdır.
Ve işte bir lokma ay çöreğinin hazin sonu: biraz kemirilip tırtıklandı ve başka bir kedi tarafından kapıldı, bir kaç tırmık eşliğinde.
İnsan bu mahlukların şaşkın suratlarına bakınca gerçekten de şaşkın olduklarını sanıyor. Eh geçimlerini öyle sağlıyorlar ama. Bir nevi ekmek teknesi onlar için bu bakışlar, mırlamalar, sürtünmeler, yılışmalar, oynaşmalar.
Bazen evin hanımı oluveriyorlar, bazen beyi. Bazen mahallenin kabadayısı, bazen yosması. Bazen de ailenin serseri çocuğu, ki benimki o türden.
Kısacası kediler hayatımızın her yerindeler. Ya da biz insanlar onların dünyasının yardımcı oyuncularıyız bir çeşit. Kendimizi baş rolde sanıyoruz, her yerde olduğu gibi, o başka. Hah mesajı da verdim , ohh…

Ve sonunda masaya göz dikti.

Bahar Aşkları

Bizim buralarda

Bu aralar

Kediler ince hastalığa tutuldu.

Aşka yanmışlar, kolay mı?

Şunun şurasında bir ay ya var ya yok

Aşk uçup gidecek

Öksürük kalacak geriye.

Bahar geçer de aşk kalır mı?

O anca şiirlerde.

Değdi mi sarman

Ciğerlerini paralamaya?

Şimdi karın tokluğuna

Bir lokma ekmek için bile

Çıkmıyor sesin

“Miyav miyav” diye.

Nazlı yine salınıyor

Karnında “beşi bir yerde”.

Kedi

Kediler bana göre eşsiz yaratıklar. Kendilerini her yere yakıştırabilme yetenekleri var. En hoşuma giden de mağaza vitrinlerinde takılanlar. Bir de sahaf dükkanlarında kitapların üzerinde uyuyanlar var ki hiç lafım yok onlara. Nefis… Eğitilmemiş olanları makbul, ki pek de fırsat vermez eğitilmeye. Demek istediğim şartlanmamış, koşullanmamış, huyu suyu, yaradılışı neyse öyle, bildiğin kedi yani.
Kedi olmak istiyorum demiştim daha önce. Evet hala istiyorum. Kedi gibi teklifsiz, hesapsız, sadece gelip kucağına kıvrılıp mırmırlanma hakkımı kullanmak istiyorum. Azıcık okşanıp, kaşınıp sonra yoluma gitmek… Aynı kedi gibi, bir şey borçlu olmadan, sıkılmadan, utanmadan biraz sevgi alıp vermek. Hesapsız…

Kediş Blogu Ele Geçirmek Üzere

Kediş beni yolda karşılıyor habire. Deli midir nedir, hep benden medet umuyor. Dışarı atmışlar yine geçen gün, beni görünce yolda baktı şöyle bir uzaktan, “Kediş!” dedim yanıma geldi. Bir iki sevdim şımardı hemen; yerlerde debeleniyor görseniz… Merdivenlerden çıkarken de ayağı takıldı basamağa, nasıl heyecan yaptı, nasıl. Aklı sıra benden önce kapıya dayanıp hemen içeri kaçacak. Yaptı da. Eh, her zamanki hali. Biz onu öyle seviyoruz zaten.
Düşündüm de, meçhul okuyucularıma kedişin maceralarını anlatmaya devam edeceksem, aslında blogun adını Evren Öyküleri değil Kediş Öyküleri koymalıymışım. Hımm, yok olmaz. Kediş’te anlatacak öykü çok tabi ama burayı ele geçirmesine de izin veremem.
Bir dahaki sefere de Syd’den bahsederim. Syd kim mi? Çok yakında…

Kediş

Sevgili blog. Bugün Kediş’i odadan çıkarken gördüm. Birden yatağımı
düzeltmediğim aklıma geldi ve hemen içeri fırladım. Tabi bu sırada
Kediş saf saf suratıma bakıp ne yaptığımı takip ediyordu. Ona göre
hayat normal ve olabilecek en sürprizsiz haliyle devam ediyordu
nas’olsa. Belki de şöyle geçiriyordu aklından: Hımm, sessizce yaklaşıp
ayaklarına sürtünsem yine ağzıma layık bir şeyler verir mi acaba?
Belki de bir süre kendi halimde takılmalıyım, hem böyle yaparsam beni farketmez ve biraz daha içeride kalabilirim.”
Neyse, bizim Kediş bunları düşünedursun, ben tam o sırada odaya
girmiştim bile. Yatağa yaklaştm ve ellerimle yastığı şöyle bir
yokladım. Tam tahmin ettiğim gibi, ancak saniyeler geçmisti oradan
ayrılalı. Yastık sıcacıktı. “Ah Kediş, ah Kediş, yine yastığımda
yattın değil mi!” diye geçirdim içimden. Kızdım. “Seni namussuz
Kediş!” dedim, “seni gidi pis serseri!” dedim, “manyak herif, burada
yatılır mı!” dedim. Sonra nedendir bilmem, daha içimden bir ses bir
şey demeye kalmadan, yüzümde bir tebessüm farkettim. Tebessüm sesin yerini almış şöyle diyordu: Kızılır mı hiç buna? Bak bir sürü yer
varken yatacak, gelmiş yastığına yatmış. Tam da ortasına. Kokusunu
almış da sahibinin gelmiş kıvrılıvermiş Kediş olacak serseri.
Hemen diğer odaya koşup Kediş’i yakaladım ve evirip çevirmeye başladım ellerimde. Bir yandan da ona şunları söylüyordum: N’apayım ben sana, ha soyle, n’apayım? Kızılmıyo da, seni gidi pis serseri seni.
Tabi sıkıldı çabucak. Hemen bırakmalıydım çünkü bu sahneyi biraz
uzatsam başıma gelecekleri iyi biliyordum.
Kediş pek normal kedilere benzemez. Yani “kedi” diye tanımladığımız
hayvan türünün bazı karakteristik özelliklerini kendinde taşısa bile,
kedigiller ailesinin bizim bu evlerde beslediğimiz evcil türünün
dışında, tamamen ayrı bir tür oluşturduğu kesin. Ama onu yakından
tanımayanların, benim burada anlattıklarımla, tam olarak zihinlerinde canlandıramayacaklarını ayrıca belirtmeliyim.
Kediş sadece “Kediş”tir. Pisst, pisi pisi, hanimis de kediş gibi
sözlere karnı toktur. Bildiğini okur, oyuna gelmez. O ne isterse o
olur.
Bir çizik attı mı bitmiştir.