Küçük Mutluluk Anları

Sığınak’ın tuvaletindeki eski moda vitrinli dolaba hastayım. Tam alaturka tuvaletin karşısında, sürgülü kaplama taklidi kapaklar, onun üstünde, içinde bir kaç rulo tuvalet kağıdı ve onların önünde de yine sürgülü cam kapılar. İnsan bu ayrıntıları ancak belli bazı pozisyonlarda görebilir, malum.
Bir ihtiyaç giderme esnasında, insanın her zaman kendi kendine gülümseyesi gelmez. Bunu hatırlatacak bir şeyler gerek. Bir ayna veya onun yerini tutacak bir şey. Hem insan kendini hayatta kaç defa çömelir vaziyette görebilir ki? Sayılıdır tabi. Bu sayılı anlardan bazılarını Sığınak Cafe’de yaşayabilirsiniz. Hem de lezzetli bir çay ve güzel müzik eşliğinde. Müziğin sesini duyabilirsiniz ama çayı önce ya da sonra içmeyi tavsiye ederim. Fakat yerinize döndüğünüzde, yüzünüzdeki gülümsemeyi biraz bastırsanız iyi olur, yoksa tuvalette gizli gizli neler yaptığınızı anlarlar.
Haha şaka canım! Nereden anlayacaklar?
Hem Orhan Veli ne demişti,

“Sokakta giderken, kendi kendime
Gülümsediğimin farkına vardığım zaman
Beni deli zannedeceklerini düşünüp
Gülümsüyorum.”

Deli olmak güzel bazen, insan düşünmeden bazı şeylerin tadını çıkarabiliyor bu sayede.
Hadi şimdi gülünüz, güldürünüz ki yüzlerde çiçekler açtırasınız.

Reklamlar

Deli Deli

http://commons.wikimedia.org/wiki/File:Chaos.jpg

Bazen delirmiş olabileceğim geliyor aklıma, ama farkında olmadan. Hani akıl hastaları hep “ben deli değilim” derler ya ben de acaba onlar gibi miyim? Belki de şu anda bir deli gömleğine bağlanmış, kapısında küçücük bir penceresi olan beyaz, yumuşak bir odada bir o yana bir bu yana salınıyorumdur. Bu yaşadığımı sandığım hayat da tamamen kurgusudur bilinçaltımın ya da bizim bilinçaltı diye adlandırdığımız o meçhulün. Meçhul diyorum çünkü psikolojinin kabul ettiği kavramlar ve onların isimleriyle ilgili bir yığın şüphe var içimde – hem bir de deliyim ya, ondan.
Eğer öyleyse çok muhteşem bir hayal gücüm var demektir. Şu etrafımda gördüğüm, duyduğum, hissettiğim şeylere bir bak: sınırsız bir hayal gücü, muhteşem bir yaratıcılık eseri gibi durmuyor mu?
Tüm ömrünün aslında bundan ibaret olduğunu bir düşünsene. Zaman kavramı da kalmazdı. Şimdiye kadar geçirdiğim zaman benim algıladığım gibi yıllardan değil de günlerden ya da saatlerden oluşuyorsa…
Deliliğimin farkındalığını yaşamak sıfır noktasına varmakla aynı şey olabilir mi? Tamam, zihnimdeki deli olabileceğim ve dış dünyada görüp duyduğum her şeyin o deli aklımın bilinçaltından çıkmış olabileceği teorisi tam fantastik bir kurgu gibi geliyor kulağa, ama zaten bir ara kendimi kaptırdığım ve hala kapılmış olmaya devam ettiğim Havai öğretisi de buna benzer bir şey söylemiyor mu?
“Dış dünyamızda ne olup bitiyorsa, bunların her biri bizim iç dünyamızın bir ürünü.” Hatıralarımız ve bilinçaltı programlarımız, kişisel tarihimiz- haritamız, bizi kuşatan dış dünyayı şekillendiriyor. Hayatımıza giren insanlar, onların yaptıkları hatta tamamen bizimle ilgisiz gibi görünen kendi yaşamları… Yani görüp duyduğumuz, hissettiğimiz, deneyimlediğimiz her şey bizim kendi iç dünyamızın bir ürünü. Hatta iç ve dış dünya dediğimiz de, her zaman ifade ettiğimiz gibi birbirinden ayrı şeyler değil.
Bu müthiş bir şey değil mi? Eğer orada gördüğümü ben yarattıysam, onu değiştirmek de benim elimde. Tanrı rolü mü oynuyorum? Herkes bunu kendince, değişik şekillerde yapıyor zaten, ben de istediğimi yaparım. Artık her şeyi yeniden şekillendirebilirim, deli aklımın kendini oradan oraya savuran bilinçaltını yeniden programlayabilirim.
Ama ya bu arada deliliğim deli olduğunun farkına varırsa… Ya aslında deli olduğum o dünyaya geri dönmek zorunda kalırsam… Orada neyle karşılaşacağımı bilmiyorum. Ya yeniden başlamam gerekirse…

 

Özgün içerik: DEBD299035F7CD0AC24CD933E5DB865E348E908C