İşte Burada Yaşarım!

“Düşlerimde bile kaçtım denize doğru
Aslında kaçmak değil
Sevgiye koşmak
Sessizdiler ama çoktular
Biraz deli biraz çocuktular
Denize doğru”

 

Reklamlar

Hayatımın Işığı

Kavuştuktan sonra gözümü arkada bırakmayacak iki arzum var hayatta: Bir karavanda ve deniz fenerinde yaşamak. Ya biri ya da diğeri değil, her ikisi de olsun istiyorum.

İkisi birbirine öyle zıtlar ki aslında şöyle bir bakınca. İki kişiyi düşünelim mesela, biri karavanda yaşamak istesin diğeri de deniz fenerinde. Bu iki kişinin birbirlerinden epey farklı karakterlere sahip olmalarını beklerim. Yani bana öyle geliyor. Çünkü deniz feneri ne kadar asosyalse karavan o kadar sosyaldir. Deniz feneri başkası için yaşar, karavan kendisi için. Deniz feneri ne kadar melankolikse, karavan o kadar hayat dolu…

Ama yine de, her ne kadar ayrı iki karakterden bahsetsek de, her insan bu ve bunun gibi nice özelliği az ya da çok kendinde taşıyor. Hangisi baskınsa karakterimiz de öyle anılıyor. Bu baskınlık an’a göre de değişebiliyor. İşte ben elimin altında bunların hepsi olsun, ruh halime göre bir gün orada bir gün burada takılayım mesela. Olmaz mı? Bal gibi de olur!

Çekerim karavanımı deniz fenerinden evimin önüne. Arada bakarım, giderim yanına, severim onu. Bazen de atlarım karavanıma, nereye eserse basar giderim. Ne kadar şikayet etsek de normal hayatımızda yaşadığımız yerden, gitmek istesek, sanki oradan başka her yerde mutlu olabilirmişiz gibi gelse de, dönmek istediğimizde dönecek bir yerimizin olması iyidir deyip bassam gaza, varsam yine deniz fenerime. İşte hayat bu gibi geliyor, şimdi buradan bakınca. Ne derseniz deyin, hayat bu be! Denemek lazım hiç değilse.
Ama tabi bütün bunları tek başıma yapmayacağım. Çoluk çocuk olacak böyle bol bol, kalabalık; doluşacağız karavana cümbür cemaat, tıngır mıngır gideceğiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Özgün içerik: 737D95A00F68AC9583CED6E336CA4CB3F70ED4AF

Ve Sonsuza Dek Mutlu Yaşayabilirim

… eğer bir deniz fenerinde yaşarsam. Mesela…

http://sipsakoykuler.wordpress.com/2010/09/28/ve-sonsuza-dek-mutlu-yasadilar/

Deniz, Tren ve Söğüt

Hem deniz gören hem de istasyonu olan bir kasabada yaşamak istiyorum. Deniz feneri ve küçük bir balıkçı barınağı da olsun, faşlarında balık pulları, kıçında ıslak ağlar yığılı kayıklar olan.

Zeytin ağaçları olsun ve bir salkım söğüt, gölgesinde demlenecek, hayallere dalacak. Pervaneler olsun, her rüzgar estiğinde uğuldayan. Denizin dalgaları, rüzgarın uğultusu, demir yolunun tıngırtısı, trenin düdüğü birbirine karışsın kimi zaman. Güneş doğsun, güneş batsın. Ay gülsün biz de gülelim. Her esintide hoş bir anı gelsin aklıma. Tenimi yalayıp geçen rüzgar senden bana, benden sana taşısın ne varsa yaşamaya dair, bir merhabaya, umuda, aydınlığa, güzelliğe dair. Çünkü güzellik bir gülüşte, güzellik apaydınlık bir merhabada, güzellik mutluluğu bilmekte, güzellik yaşamakta.

Ben şimdi bu dört duvarda, aslında o burnumda tüten kasabadayım. O salkım söğüdün altında, hamağımda kıvrılmış deniz kokusunu burnuma çekerken, hem rüzgarı hem rüzgardan hışırdayan yaprakları, hem dalgaların sesini duyuyor, fenerin ışığını görüyorum. Bir sarsıntı, son tren kalktı. Zihnim kah duruyor kah yeni bir film sarıyor. Ben şimdi oradayım, iğde kokuları, gül goncaları, sonsuz mavilikler, buram buram yeşillikler arasında, dünyanın orta yerinde bir yerdeyim.

31.07.2010

01:34