Mini Öykü #1

Gitmekle gitmemek arasında gitti geldi. Her zaman, iki seçenekten fazlası olmasını dilerdi önünde. Yalnızca iki seçenekten birinde karar kılmak en zoruydu. “En az üç olmalı” diye düşünürdü. Fakat “hiçbiri” ve “hepsi” hariç.

.

Yataklara Veda

Yolculuğa çıkmanın hep hüzünlü bir yanı vardır, giden için de geride kalanlar için de. Uzun süreli de gidilse, kısa süreli de olsa farketmez. Yol, yolculuk belirsizliklerle doludur. Hele ki uğurlayanlar, yani geride kalanlar için. O yüzden hüznün yanında biraz tedirginlik de kaçınılmazdır.

Bazen de nesneler kalır geride. Eğer kendi evimden bir yere gidiyorsam, son anda evden çıkmadan baktığım tek şey yatağımdır. Evet, yatağım. Yolculuğa çıkacağım zaman beni, en çok değise bile, çokça hüzünlendiren şeydir yatağım. Nesneler arasında diyelim bari, şimdi insanları bir yana bıraktık, bu yazının da konusu gereği. Yoksa o çok daha çetrefilli bir konu.

Yatağım mutlaka derli toplu kalmalıdır. Hem de en son içinden çıktığım gibi, beni içine almış o yatak , çarşafım, yorganım, yastığım öylece beni bekler olmalı. Evden çıkarken onunla mutlaka vedalaşırım. Biraz bakışma… ve göz göze geliriz, sonra ben arkamı döner giderim.

Bu hüznün içinde ise bu kez uğurlayanın değil gidenin tedirginliği vardır. Kendisine pek de itiraf edemediği bir tedirginlik. Yolculuk ne kadar heyecan verici olursa olsun, yine de bir bilinmezdir. En basit, güvenli yolculuk bile bir serüvendir. Yolda sizi nelerin beklediğini bilemezsiniz. Ben de, kendi kokumun sindiği, benden izler taşıyan o örtülü yuva, beni bir kez daha kollarına alacak mı bilemem.

Bu yüzden, onunla ayrılışım hep böyle hüzünlüdür.

Ama, en zoru değildir yine de, ayrılışların.

Düşünüyorum da, acaba karavan tutkumun bununla bir ilgisi olabilir mi. Malum, yatağı da berberinde götürebilir insan o zaman.

.

Martım Olmadan Asla!

Hani ben hep gitmek istiyorum ya, eğer gidersem martı olan bir yere gitmeliyim. Şehrim neresi olursa olsun, ille de martı şehri olsun.

Bir martı ailesi evimin damında yuva yapsın. Ciyaklasınlar arada bir. Çinko damı gagalasınlar misal, şarkıdaki gibi (**). Yavruları olsun, uçuş talimlerini benim evimin çatısında yapsınlar.

Arada bir, bir tas gümüş balığıyla baştan çıkarırım onları; bir bağırış çağırış, bir kanat çırpış kalabalığıyla talan etsinler etrafı diye.

Giderim giderim diyorum da, martım olmadan asla!

Basıp Gitmeler Üzerine

Ada vapuruna binip bir de tam meşhur İstanbul siluetine bakan bir yerde oturup yol alırken dikkatimi en çok çeken, neredeyse iki üç dakikada bir kalkan uçaklar oluyor.
Yeşilköy’den kalkan uçaklar ilk önce mutlaka o İstanbul, daha doğrusu Sarayburnu siluetinin üzerinden yükseliyorlar. Onları hep gözden kayboluncaya dek seyrediyorum. Hani utanmasam el sallayacağım. İşte ben o uçakları her gördüğümde içimdeki gitme isteği daha da kabarıyor. Nereye gittiği hiç farketmez, hatta Lost adasına bile iniş yapsa- ki tercihimdir ve hatta “iniş yapsa” diyerek nasıl da yumuşattım vaziyeti gördünüz- farketmez, yeter ki olduğum yerden farklı bir yere götürsün beni.
Aynı hissi seyahat firmalarının şehiriçi servislerini görünce de yaşıyorum. Işıklarda durmuşken tam sırası işte, atla birine git otogara, al bir bilet en yakın otobüs kaçtaysa, yine farketmez nereye gittiği, bas git. Kimseye de söylemeyeceksin ama nereye gideceğini, hiç değilse bir süre kaybol. Sonra kart atarsın bir yerlerden.
Bir de trenler var tabi, ki onlar ayrı bir yazıyı hak ediyor. Hem o daha bir törensel olmalı. Öyle habersiz gitmeyeceksin. Birileri uğurlayacak, el sallayacak, mendil sallayacak falan. Ama yine nereye gittiğinin bir önemi yok. Zaten trenin kendisi başlı başına bir varış noktası gibi.
İşte böyle, örümcek ağı örer gibi dolanıp durup bir orada bir burada, anılar düşüreceksin en sonunda ağına. Hem de ne anılar!..

Bak buradan bir aforizma bile çıkar şimdi:
“Hayat bir örümcek ağıdır. Anılar da ağına düşürdüğün avlar.”
Niye av dedim? Çünkü güzel anılar avcı gibi pusuya yatmadan yakalanamıyor. Ama iyi niyetten sapmadan tabi. Avcı, pusu vs. biraz olumsuz çağrışım yaptı da bende, ondan diyorum.
Neyse konu dağılıyor biraz. Olsun, zaten söyleyeceklerim de bu kadardı.

Yoldakilere iyi yolculuklar, yola çıkmayı bekleyenlere ise iyi cesaretler!