Uçsuz Bucaksız Bir Azınlık Doğmuş Bu Memlekette

Hep bahsi geçer ya hani tarihte, yedi yıllık kuraklık ve ardından gelen yedi yıllık bolluk dönemleri vardır. Kimileri de insan ömrünü yedi yıllık evrelere bölerler. Bu yedi yıl önemli bir şeydir yani. Ya da birileri bir önemdir vermiş, ayırmış, bölmüş; ben de onu aktarıyorum. Geleceğim nokta da şu efendim, müzik piyasası mı dersiniz, Kadıköy sokakları mı, yoksa azınlıkta kalmış bir dinleyici kalabalığı mı, işte onların özlemle geçen yedi yıllık döngüsü bitti geçtiğimiz günlerde. Kesmeşeker’in yeni albümü çıktı.

Şimdi tabii bu dönemi de ben yedi yıllık döngüye bağladım ama kıtlık-bolluk dönemine benzetmeyeceğim. Zira bu geçtiğimiz yedi yıllık zamanı, genişçe bir külliyatla bolluğa çevirmesini de bildik, dinleyici olarak.

Farkındayım aslında, üzerinden bir on gün geçti bile. Ama ben gidip bir mağazadan, sıcak sıcak, etli butlu cd’sini almak istediğimden ve bu süre zarfında “köyden” dışarı çıkmadığımdan; yeni albümü dinlemek için de, bu yazıyı kaleme almak için de bekledim, sabrettim. Şu satırları karalarken bile hâlâ albümü dinlemediğimi belirtmek isterim.

– – –

Kadıköy’deyim. Kahvemi yudumluyor, yüksekçe bir yerden Kadıköy sokaklarını seyrediyorum.

Kesmeşeker biraz Kadıköy’dür. Yok, Kesmeşeker her şeydir, ama aynı zamanda Kadıköy’dür. Bu yüzden, biraz hakkını da vermiş olayım diye- Kesmeşeker’den çok Kadıköy’ün belki- geldim, burada alayım dedim yeni albümü elime. Biraz da ritüel insanı olduğum için belki.

Gelir aklıma bazı an, Kadıköy mü Kesmeşeker’e yakışır, yoksa tersi midir, diye. Misal, karşı yakada olmaz da olmaz kimi güzelliklere kucak açtığı gibi, Kesmeşeker’i de öyle bağrına basmıştır Kadıköy. O yüzden Kesmeşeker biraz Kadıköy’dür.

– – –

O, uçsuz bucaksız azınlıktır. Onlardan birini görseniz tanımazsınız belki ama nerede karşınıza çıkacağı da belli olmaz. Uçsuz bucaksız azınlık da birdir, benim gönlümde. Tam albümü almış dükkandan çıkarken mesela, kulaklarınıza bayram ettiriverir, Cenk Taner sesiyle.

Ve Kesmeşeker her şeydir. O, soyu asla tükenmeyen ama ezelden beri de inadına nadir bulunan bir bitki gibidir, bir çok derde deva. En çok da yalnızlığa, biraz da kalabalıklılığa, azlığa, çokluğa, anlaşılmamaya, çok anlaşılmaya. Onunla umutsuzluk yasaktır. Onunla,  insanlara karmaşaya tahammül etmek daha kolaydır. Çünkü bunlar olağan durumlardır. Bir şeyler olacağı belliyse eğer, tutar bizi düşmeden. Aşkımız olur, dostumuz olur, günlerimizin nuru olur. Acıların kralıdır, bu kusursuz cinayetler çağında. O, eyersiz atlara binmek gibidir, gayet yalın, gayet çıplak. Yaşamak bazen sabır istese de, kalbi kırıklar bankasında, eh ne de olsa tek kişiyizdir  biz hâlâ, onunla. Ama zaten, böyle şeyler işte. Kral ölse, şehir düşse bile, iyidir iyi.

Hülasa bizim, gerçekten özleyince, tüm tercihimiz Kesmeşeker‘den yanadır.

Hadi şimdi izninizle, siz bunu okuyadurun, ben kulaklarımı şenlendireyim.

Hadi kaptan, seninleyiz memlekette!

– – –

Bu ve bu da ilginizi çeker mi ki?

.

Reklamlar

Kısa Tarihimin Özeti Vol. 1

Biliyorum biraz aşırı doz olacak bir sayfada ama n’apalım. Unuttuğum birileri var mı diye çok tırsıyorum aynı zamanda ama her ihtimale karşı vol. 1 dedim. Unutmayıp da buraya almadıklarım da var tabii, zira özellikle belli bir döneme ait bir seçki yaptım. Hani şu Eko Tv’li, Güven Erkin Erkal’lı zamanlardan.

Ne konuşuyorum ben yine yahu? Buyrun izleyin, dinleyin.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

Tek Kişiydim

Nereden bilmem, İznik’te çalışırken, akşamları göl kenarına yaptığım gezintiler geldi aklıma. Kaldığım yer yazlık sitede, şehrin biraz dışında, göle yakın bir evdi. Kış olduğu için neredeyse oturan kimse yoktu, bir kaç ev dışında. İyiden iyiye bahar gelip de havalar tam da şimdiki tadı vermeye başladığında, yalnız kaldığım o evden, yine yalnız başıma sahilde dolaşmaya giderdim. İskeleler vardı, göle daldıkça zifirileşen. Orada oturur konuşurdum. Sonra sakin, dönerdim küçük soğuk evime.

Bir de işe bisikletle gidip gelirken, caddede trafiğin gürültüsüne de güvenip, aldırmadan şarkı söylerdim. Meyve ağaçları olurdu yol kenarlarında, yeni çiçek açmış. Eve yaklaştıkça mesud olur, şayet işe yaklaşıyorsam geri dönüp bir tur daha atmak isterdim.

En çok da bunu söylemeyi severdim:

En Faydalı Şeker, Kesmeşeker

Neşelenme konusunda hazzın doruklarına varmış bulunuyorum. Hele ki bir de yakınlardaki Kesmeşeker konseri haberini alınca daha bir mesut oldum. Ne diyorum yahu? Basbayağı kendimden geçtim, o kadar yani. Üstüne bir de aşağıda göreceğiniz eski mi eski bir konser kaydını izleyince neler oldu siz düşünün artık. Zaten şarkıya bayılıyorum, bir de yüzümdeki salak sırıtışla ve içimdeki kıpır kıpır kıpırışla görülmeye değer bir haldeydim sanırım. Sonunda da dayanamadım, burada paylaşıyorum işte gördüğünüz gibi.

Nasıl bir güzellik, nasıl bir samimiyettir. 1995 yılını gördüm daha bir heyecan sardı. Fazla mı abartıyorum? Yok yok, kulağımın pası silindikçe algılarım daha bir açılıyor, ondan. Gelecek konserin heyecanı da var tabii.

Teşekkürler Kesmeşeker!

 

Gerçekten Özleyince

Farkettim ki kadim bir Kesmeşeker dinleyicisi olarak kendilerine çok haksızlık hatta ihanet etmişim. Şunca yazının içinde insan bir çift laf etmez mi hakkında? Ne olduysa tabi Kesmeşeker aşkım kabarıverdi son günlerde ve ne kadar özlediğimi farkettim.

Kendileriyle ilgili öyle büyük laflar etmeyeceğim, fazla yorum yapmayacağım. Bu ilk olsun deyip çok çok sevdiğim hatta belki de en çok sevdiğim bir Kesmeşeker şarkısını paylaşacağım. Şarkıları anlatıyor nasıl olsa yeterince. Öyle çok klipleri falan yok, hatta biraz retro kaçıyorlar ama hoşluk da orada bana kalırsa. Samimi ve “bizi bilen biliyor” hali.

..

İnsanlar aynı yollardan geçen

İnsanlar ayrı dilden konuşan…