Bir Zamanlar Kınalıada

Lapa lapa karın yağıp da tuttuğu zamanlardı. Öyle diz boyu değildi ama hakkını da verirdi.

Yine eski negatiflerden çıkan küçük hazinemden bir demet. Hem görsel hem işitsel…

 

Bizim sokağa tepeden bakış

 

Bizim soktan tepeye bakış

 

Bizim sokak

 

Manastırdan adanın arkası

 

Manastır

 

 

Önümüz Bahar

Eh, önümüz bahar

Takılır mı şu kış ortasında

Kafaya

Ne gam ne keder?

Kar Kış Kıyamet

Dışarıda kış beyazı, kar sesi, ayrılık ay.. *

Ayrılık?

Ne ayrılığı canım bu soğukta! Buzlar çözülene kadar geçiş yok hiçbir yere. Bırakmayın elleri, çıkmayın yorganın altından.

Her işte bir hayır vardır diye boşuna dememişler. Soğuksa soğuk, kışsa kış. Arada bir de başka pencereden, başka açıdan, başka boyuttan bakalım hayata ve güzelim mevsimlere. Hala elimizde 4 mevsim çeşitliliği varken- ya da ona yakın bir şey- tadını çıkartın yahu!

Sıcak ayrılıktır. Serinlemek için hiç mi hava boşluğuna ihtiyaç duymadınız?

Ama kış aşktır, birleştirir. Hem kar ne romantik şeydir öyle.

İşte iki romantik şey bir arada.

 

 

Yorgana Methiye

İşte o an

Dün 2010-2011 kış sezonunun ilk yorganlı gecesini açtım. Henüz sonbahardayız demeyin, soğuklar zaten Eylül 1 dedi kendini gösterdi. Hem zorlaya zorlaya yatıyordum pikeyle. Sonra üstüne çaktırmadan bir de battaniye çektim. Ve en sonunda canım yorganıma kavuştum.

Canım yorganım evet. Ama bu, kış mevsimini özlediğim anlamına gelmiyor. Yorganımı seviyorum çünkü onun içine sokulup, gömülüp uyumaya bayılıyorum. Çoğu insan evladı gibi… Hatta çoğu miskin insan evladı gibi… Öyle çok çok miskin sayılmam ama şöyle pofuduk bir yorganın hakkını verecek kadar da miskinlik var kanımda.

Sabahları alarmdan önce uyanıp, saatin daha erken olduğunu farkedince, onun içine geri dönmek gibisi yoktur. Buna katılmayacak bir kimse tanımıyorum. Hele bir de kışsa, hele bir de yağmur yağıyorsa!.. Hele bir de perdeyi aralayıp, yatağa geri dönüp, suratın bir kısmı dışarıda kalacak şekilde yorganın içine gömülüp dışarıyı seyrede seyrede uyuklamak var ki işte buna limitleri zorlamak denir.

Eskiden, yani küçükken kış akşamlarında yatağıma yattıktan sonra annemi yanıma çağırır ve “sırtımı zırt zırtlar mısın” derdim. Evet “zırt zırtlamak”. Bu zırt zırtlamak, yorganın sırtımıza gelen kısmının, sırtla yatak arasına ittiriverilmesi demek oluyor. Sırtımız zırt zırtlanınca sanki o yorganın ısıtma katsayısı daha da mı artıyordu ne? Ama herhalde kendimi kundaklanmış, sarılıp sarmalanmış halde daha bir güvende hissediyordum.

Bir zaman da evde uyku tulumuyla uyuma sevdasına tutulmuştum. İçine girip çıkması biraz zahmetli oluyordu ama her koşulda yeterli konforu ve miskinlik için gereken altyapıyı sağlıyordu.

Sonbahar kış aylarında evimizin en güzel köşesi yatağımız ve yorganımızın olduğu köşedir. Normalde dünyadaki yerçekimi neyse, yatağın kara sahanlığına yaklaştıkça bu üç beş misli artar. Burası bazen en güvenli sığınağımızdır. Bazen de esir alır, bırakmaz.

Yavaş yavaş kara kışa yaklaştığımız şu günlerde, herkesin hiç olmazsa bir dört duvarı ve pofuduk yorganlı bir yatağı olması dileğiyle. Ve tabi sırtını zırt zırtlayacak bir el…