Mini Öykü #4

Sonra hışımla,

Bütün kitapları yakın! Bütün satırları karalayın! “

dedi.

“Söz uçsun, yazı batsın!

 

.

Reklamlar

Bire Yüz Kazandıran Bir Hikayem Var

Elalemin oğlu  zamanında limon satıp bire iki, üçe beş derken holdingler kurmuş. Ya ben ve benim gibiler ne yaptı? Elimiz üç kuruş gördü mü gittik kitaba kasete yatırdık.

Hatırlıyorum, bir zaman sahaflar ikinci evim gibiydi. Kadıköy’den Beyoğlu’na, o kitapçı senin bu kitapçı benim dolanır dururdum. Çalıştığım iş yerinin kitap ve müzik kısmında molalarımı değerlendirir, maaşımın ancak sembolik bir kısmını ay sonunda elimde görür, geri kalanını farklı formlar almış şekilde kütüphanemin raflarına dizerdim.

İçinde sahafları barındıran pasajlar beni başka bir boyuta taşıyan dipsiz tüneller gibiydi. Şimdi onların çok azı varlığını o zamanki halleriyle koruyabildiyse de, hala ara sıra kimisine gider, el alırım o kitaplardan. Dükkan dükkan dolaşıp da, parmaklarım kara bir toza bulanmış halde pasajın kapısından çıkmak gibisi yoktur.

Bir de kasetlere gelelim. Cd’ler yaygınlaşıp ilk cd çalarımı edindikten sonra beni zorlu bir yolun beklediğini az çok anlamıştım. Anlamıştım ama kim dinler? Bir ara bazı müzik dükkanlarına sipariş verir, sevdiğimiz grupların, şarkıcıların albümlerini kasetlere çektirirdik. Korsan morsandı ama o zamanın şartları da onu gerektirmişti. Tabi sonradan bunda da bir gelecek olmadığını anlamış olmalıyım ki, daha cd çalarım bile yokken cd koleksiyonumu oluşturmaya başladım.

Ah o günler! Ne acı vericiydi. Meçhul bir gelecekte dinlemeyi beklediğim, tek avuntusu da orijinal kartonetleri olan o cd’ler. Ne mp3 vardı ne de hızlı internet. Hızlı diyorum bakın, internet vardı ama varla yok arasıydı diyeyim siz anlayın. Napster’dan ite kaka indirdiğimiz yarım yamalak şarkılar vardı. Sonra o yarım yamalak şarkılardan iştahım kabarmış halde kendimi yine bir müzik dükkanında bulurdum.

Şimdi işin kolayı var, ne istersek bir tık mesafesinde elde ediyoruz. Hatta tüketebileceğimizden fazlasını. O eski açlığımızı mı doyuruyoruz bilmem. Harddisk’imde yer kalmadıkça hem bir panik duygusuyla hem de tuhaf bir hazla doluyorum. Bu arada en çok da orijinal albüm kartonetlerini, kaset kapaklarını özlüyorum.

Ama yine iflah olmuyoruz, olamayız da. Dipsiz tünellerden geçip gittiğimiz o başka boyutlarda bizim bu kitap tozları bire iki değil bire yüz veriyordu çünkü. Gerçek hayatta geçmese de…

 

Özgün içerik: 5C614B418DDC840BC7F2A0DF130C5F9F965876AD


Beyinsel Trafik

Önümde bir kitap, ikide bir kaldığım yeri aralayıp okumayı deniyorum ama bir türlü başlayamıyorum. Bir iki saniye boş boş baktıktan sonra tekrar kapatıyorum. Hep arka kapağı bana bakıyor.

Dikkatimi dağıtan bir şeyler mi var? Belki… Evet evet, var. Muhakkak öyle. Ama bu sanki yanıbaşımdaki masalarda oturmuş gevezelik eden insanlar yüzünden değil. Müzik hiç değil. Hemen görüş alanım içinde akan trafik veya kaldırımda yürüyen insanlar da değil. Ara sıra yoğunlaşan kahve kokusu veya bardan gelen gürültüler de değil. Bütün bunların sebep olmadığını biliyorum zira bir çok kereler, aynı şartlar  altında, kendimi yapmak istediğim şeye verebilmiştim. Belki bu kez, yapmaya çalıştığım şeyi gerçekten yapmak istemiyorumdur.

Bu kitabı daha önce okumuştum. Yıllar önce… Baktım, yıllar önce dediğim yılardan 2004′ müş. Halâ ilgimi çekiyor, bunda sorun yok. Kitapla, içeriğiyle veya anlatımıyla bir derdim yok. Tamam, yani kısacası kitap güzel.

Fakat kitabı halâ elimden bırakamadığımı da farkettim. Bu yazıyı defterimden koparttığım bir kağıda yazıyorum, söz konusu kitabı zemin olarak kullanarak.

Esas engeli biliyorum aslında. Lafı uzatmamın nedeni… yok, nedeni yok. Uzatıyorum yalnız.

Esas sorun ben. Zihnim en durgun anında bile bir yerlere kaçma çabası içinde. Neyle meşgul bilemiyorum bazen. Aynı anda bir çok iş yapsın istiyorum. Okumaya başladığım anda biliyorum, zihnimin yalnız bu faaliyetle meşgul olmayacağını. Gözlerim bana okuduğumu söyleyecek, hatta bir de sesli okuyabilsem kulaklarım bile okuduğumu gösterecek bana. Ama dışarıdan bakıldığında her ne kadar öyle görünsem de aklım bambaşka alemlerde gezinecek. Bazen böyle durumlarda onu nerelerde bulup yakaladığımı bilseniz… Hepsi yine bizzat kendi zihnimin yarattığı hayal alemlerinde kimi zaman da hiç o kadar ilginç olmayan sıradan, günlük aktivitelerle ilgili trafiğe sıkışmış halde salınırken bulurum. Bazen de bilerek arkasından iteklerim, sırf sıkıntımı biraz olsun geçirsin, yeni ve ilginç fikirler bulsun veya bana kendimi iyi hissettirsin diye.

Ama işte, öyle anlarda bir yandan da kitap okumaya çalışmam. Şimdi de yalnız bırakmalıyım. Kitap bugün yine kapalı kalacak.

 

Özgün içerik: 0CC5DD6670D004D9410714712485D579CFA678F6


Sait Faik

İstanbul’un kitabevlerinde

Sait Faik’in kitapları bulunmuyor.

Yok satıyor da ondan mı?

Yoksa bu İstanbullular İstanbulluluklarını mı bilmezler?

Bu lodoslu havalara inat

Başıbozuk dalgaların, sürgünlük kara parçalarının çocukları!

Biz bilmesek bile O iyi bilir bizi.

Ne de olsa bizi anlattı.

Bize anlattı.

Eski 45’likler

Bugün odamı düzenledim. Az daha beklesem çöp eve dönüşecekmiş, onu anladım.
Çekmecelerden, raflardan, kitapların dergilerin arasından neler çıkmadı ki. Kitabevlerinin taksit faturaları (bir tomar), Roll koleksiyonum için kendi hazırladığım bir index, indirilecek film listesi, indirilecek müzik listeleri (bilimum zamanlarda not edilmiş ve bir yerlere sıkıştırılıp unutulmuş kağıt parçalarında), tekrar ziyaret edilecek web sitesi adresleri (aman allahım bookmark teknolojisi yok muydu o zaman!); 2000 yılına ait, amorti çıkmış bir kazıkazan kartı; ömrünü tamamlamış elektronik aletlerden, belki bir yerde lazım olur diye sökülüp saklanmış vidalar, civatalar, yaylar, kablolar vs.; alışveriş fişleri, çevreci kişiliğim elvermediği, yakınlarda bir geridönüşüm kumbarası da bulunmadığından, çöpe atamayıp sağda solda unuttuğum eski piller; kurumuş ojeler, kurumuş ve pörtlemiş bir uhu, bir sinek cesedi ve toz.
Tabi bunun yanında sevindirecek şeyler de yaşanmadı değil bu yorucu ve bezdirici günde. Uzun zamandır aradığım küpelerimi buldum mesela. Nerede bulduğumu söylemeyeceğim. Birkaç 45’lik plak da bunlara dahil. Gerçi onları aramıyordum ama bulunca da sevindim. Sanki ninemin tavanarasındaki sandığını karıştırıyormuşum gibi…
Yaa insanoğlu işte, neye sevinip neye üzüleceğini bilemiyor. Bir sigara yakmak isterdi canım şimdi bunun üzerine ama neyse. O da geçer.