Afiyet Olsun

 

Annem bugün etli sarma yapmış, söylemesi ayıp- ama yemesi şahane. Tencerenin kapağını açar açmaz aldığım koku beni maziye doğru götürdü. Bir anda tek haneli yaşlarıma döndüm. Soğuk kış günlerinde, okuldan eve döndüğümde, aç ve yorgun, annemin pişirdiği yemeklerin yaydığı kokuların da etkisiyle başka bir aleme girerdim sanki. Önlüğümü bile çıkarmadan kurulurdum sofraya- tabi yemeğine göre.

İşte o etli sarma kokusu da onlardan biriydi. Hala nasıl oluyor da bende aynı hissi yaratıyor, garip. Diğer hepsinden ayrı bir yeri var etli sarmanın. Tam bir anne yemeğidir mesela. Her yemek öğrenilir, yapılır ama annenin pilavı, fasülyesi falan bir yana, sarma bir yana. Sanki tam da anne sıcaklığını, koruyuculuğunu bulursunuz bu yemekte. Annenin sarıp sarmalama işini asma yaprakları devralır.

Bu arada, yazarken bir yandan da birinci tabağımı yiyordum ki sonuna doğru, acaba tancereyi mi alsaydım yanıma dedim. Evet bunu dedim. Ellerine sağlık anne!

Yine Mayıs

Yine Mayıs, yine iğde kokusu. Tam da bugün başladı tekrar. Hafif rüzgar da var ondan herhalde. Nasıl bir koku, nasıl boğuyor insanı. Hani bahar yorgunluğu diyorlar ya onun ağırlığı var kokusunda. İnsanı sarıyor, sarmalıyor; sanki yutup içine alıyor gibi. Her içine çektiğinde ağacın bir parçası oluyorsun. Kendini bıraksan bir dalı, bir çiçeği, bir yaprağı. Öyle bir şey…

Mayıs

İğde kokusu…