Şarkılarım Ağıttır

Lhasa‘m…

Tam üç yıl omuş.

Her biri bir ağıta dönüşen şarkılarını dinlemek artık biraz güç olsa da…

.

Lhasa De Sela’yı Hatırlamak

Bu yıl onu anmayı geciktirdim. Unuttuğumdan değil. Bilerek, tamamen farkında olarak geçiştirdim. Hâlâ idrak edemediğim bir şeyi inkar yolunu seçtim sanki. Hadi sizi onunla baş başa bırakayım. Çünkü o söylemeye başladığında, konuşmak yersizdir.

 

.

“Where Do You Go” Lhasa?

Lhasa… Lafa nereden başlayacağımı bilemediğim durumlardan biri. Oysa ki neler var söylenecek.

Lhasa de Sela aramızdan ayrılalı tam bir sene oluyor. 2010 yılına küçücük, belli belirsiz bir merhaba deyip el salladı bize. Biz de havai fişeklerle uğurladık onu. Ama kalbimizde, kulağımızda koskocaman merhabasıyla yaşamaya devam ediyor hala. Sesi her kulağımıza çalındığında elimizden tutup sürüklüyor bizi, gezindiği gizemli alemlere.

Bu yeni bir şey değil aslında, o hep böyleydi zaten. Buralara sığmayan, bu dünyadan taşan bir hali vardı. Melek sesli kadın ve ruhumuzun el değmemiş, saf besini şarkıların!

Artık sensiz çok şey eksik. Bir tek avuntu, kalbimize dokundurduğun mührün. Yokluğunun üstesinden gelecek tek şey.

Lhasa… Ve o şimdi “anywhere on this road“… Nereye gittiğini bilmesek de bizimle beraber yürüyor aynı yolda.

 

 

It is a Request to Love You

Con toda palabra
Con toda sonrisa
Con toda mirada
Con toda caricia

With all word
With all smile
With all look
With all caress

I approach the water
Drinking your kiss
The light of your face
The light of your body

It is a request to love you
It is a singing of mute
Look of blind person
Naked secret

I surrender to your arms
With fear and calmly
And a request in the mouth
And a request in the soul

I approach the fire
That everything burns it
The light of your face
The light of your body

It is a request to love you
It is a singing of mute
Look of blind person
Naked secret

I surrender to your arms
With fear and calmly
And a request in the mouth
And a request in the soul

“Maybe Tomorrow”muş, aptal!

Lhasa’dan başkası uygun düşmezmiş zaten o sözleri söylemeye. Ama karşısındaki biraz mankafa olunca gel de anlat. (Stuart abimizi tenzih ediyorum tabi.)

We all have dreams of leaving
We all wanna make a new start
Go and pack a little suitcase
With the pieces of our hearts
All those worries and those sorrows
We can just toss them away
Buy a coffee and a paper
And go step on to a train

Go make all your excuses
Go say all your goodbyes
But take a look in the mirror
It’s the hardest one you’ll ever find
All those worries and those sorrows
You can just toss them away
Go and find a new tomorrow
And forget about your yesterdays
So you and pat your kids
And kiss your dog goodbye
Leave the keys on the nail
With the sadness that’s in your eyes

Lhasa de Sela Anısına

Lhasa anısına değil de “Lhasa için” demeyi isterdim. Keşke görebilseydi…

“Anywhere on this Road”

Lhasa De Sela

Gökhan Akçura’nın blogundan bir alıntı (Yazının tamamı için http://gokhanakcura.blogspot.com/2010/01/muzik-yazlar.html adresine bakabilirsiniz. ) :

“Lhasa ile yıllar once, bir Babylon Juke Box partisinde tanıştım. Ahmet Uluğ bir İspanyolca şarkı çalmaya başlamıştı. Birden olduğum yerde kaldım. Dipten, derinden, insanı tam yüreğinden yakalayan bir sesle karşı karşıyaydım. Ahmet’e ne çaldığını sorunca, Lhasa’nın ilk albümü La Llorona’nın kapağını gösterdi. Hemen kendilerini duendeli sanatçılar listeme aldım. Duende, bilirsiniz herhalde, Lorca sayesinde tanıdığımız bir kavram. Flamenko sanatçılarını anlatırken kullanır bu deyimi Lorca. Onların bilinçten değil, karanlık bir dünyadan, toprağın altından gelen bir güçten beslendiklerini söyler. Yaşlı bir gitar ustasından alıntı yapar hatta: “Duende gırtlakta bulunmaz; ayak tabanlarından yukarıya doğru, içeriden yükselir”. Ama bu kadar duende dersi yeter… Fazlasını merak eden Yapı Kredi Yayınlarında bir kaç yıl önce yayınlanan Federico García Lorca: Profil adlı kitaba baksın…
………
………
Lhasa’nın İspanyolca ve Fransızca’yı bir kenara sadece İngilizce söylemesine üzülecek olanlar, bir ölçüde haklı olabilirler. Ama bana sorarsanız onun hangi dili kullandığının hiç bir önemi yok. Lhasa ruhunu seslendiriyor aslında şarkılarında. Yeni açmış bir gonca gül gibi bekliyor boşlukta. Onu önce görmek, sonra sessizce dokunmak gerekli. O zaman yaprakları ağır ağır açılmaya başlıyor. Her yaprağın içinde başka bir giz saklı. İçine girildikçe bu yapraklar yavaş yavaş üstünüze kapanıyor. Çiçeğin ruhuna ulaşıp kokladığınızda artık başka bir dünyaya ayak bastığınızı anlıyorsunuz…. Lhasa’nın eski Tibet belgelerinde tanrıların mekanı anlamına geldiğini söylemeyi yoksa unutmuş muydum? ”

Bence Lhasa için yazılmış çok güzel bir yazı. En azından rastladıklarım arasında.
….
Lhasa’nın gidişini bugün öğrendim. Dün, önceki gün ve daha önce, her gün nasıl da habersiz dinledim dinledim durdum. Sessizce nasıl aramıza sızdıysa öyle sessizce yoluna gitti. Şimdi “bu yolun herhangi bir yerinde”.
Acaba O da çiçeğin ruhuna mı ulaştı? Şimdi bizim göremediğimiz bir şey, bir yer… Ölümün ölüm olmadığına inanmak içimi rahatlatmaya yetmiyor. Bilmek belki…
Kendi kokusunu bizim ruhlarımıza yayarak gitti. Şimdi kendimi tutamadan nasıl dinleyeceğimi düşünüyorum.