Nerede Kalmıştık?

Sahi, nerede kalmıştık?

Başladığımız yerde olmasın? E hata sende. Neden ararsın başka yerde?

Sen demez misin, ne arıyorsan kendi içinde, diye? Günahın, sevabın senin. Aradığın sende. Bulduğun yine sende, şayet bulmayı bilirsen.

Sen. Ben.

Hani doğa diyordun, her şey onda diyordun… Ondan ne zaman koptun be adam? Eh işte, o zaman duvarlar, betonlar… Sükûnet gitti. Gitti elden huzur.

İşte, başladığın yerdesin. Koşacaksan, toprağa değmeli ayağın. Bütün ağırlığınla hissetmelisin toprağı, bir gün ereceğin huzuru, sessizliği, durgunluğu.

Baktın mı hiç ayaklarının altına? Baktın mı ardına? Koşu bandında koşarsan, sayarsın yerinde.

Elin boş. Tabanlarının altı bir kara lastik, plastik, petrol.

Ölüm. Ölüm…

Yavaş Yavaş

Babam yeni ölmüş birinden bahsederken, daha çok da nasıl ya da ne zaman olduğuna dair ayrıntı verirken  “teslim oldu” tabirini kullanır hep. “Teslim olmak”. Ölüme teslim olmak. Sanki yaşamak suç! Bu lafı duymak her defasında irkiltir beni. Ölümün kendisine ya da ölen kişiye duyduğum histen ayrı bir şeydir bu. Yaşamak hakkımız değilmiş, ölümün elinde bir oyuncakmışız gibi.

Ama ölüme değil, toprağa, yere göğe teslim olmak var bir de. En azından bu bana daha naif geliyor. Huzura ermek diye bir şey varsa, işte bu bana en huzurlu yol gibi görünüyor.

Huzurlu bir ölüm var mıdır ki? Ölenlere sormadan bilemeyiz tabii. Ama her şeyin huzurlu bir çeşidi olabilir, bir yanı belki. Huzurlu bir yaşam olabileceği gibi, ki bu en zorudur, huzurlu bir ölüm şekli de mümkün olabilir.

Teslim olmak dedik ya, ama toprağa teslim olarak. Toprağa karışarak. Ölüme yakalanmadan, onunla barışarak. Toprağın içinde, yerin altında değil. Üzerinde bulutlar gezinmeli, rüzgar arada bir tenini yalayıp geçmeli. Ağaçlar, kocaman ağaçlar yükselmeli etrafında. Ara sıra, güneş ışınları sızmalı, ağaç dalları arasında bulduğu boşluklardan. Derin, tatlı bir uykuya dalmış gibi uzanmalı toprağın üzerine, sereserpe. Üzerinde çirkin böcekler, sinekler değil kelebekler uçuşmalı. Ölümün bozan, kirleten, sanki yaşamdan intikam alır gibi çirkinleştiren elleri değmemeli. Huzurlu, sakin, ruyasız bir uykuda, yavaş yavaş sızmalı toprağa. Güzel kokular yayılmalı etrafa. Yavaş yavaş.

Geriye bir anı bile kalmamalı hafızalarda.