Öldürürsün Zamanı

Hayat seni yaşar. Hayat seni harcar. Sen yaşıyorum sanrısında, bir ara sokakta, bir köşe başında, kovalarsın hayatı. Bir hayta kedi gibi, kovalayan kuyruğunu.  Aramakla yaparsın sen de hatayı. Harcarsın hayatı. Öldürürsün zamanı.

Sahi, saçma neydi?

.

Bırakalım Bu İşleri

Farkettim de, bugünlerde hayatın anlamını arayan arayana. Kiminle bir sohbete otursam laf dönüp dolaşıp bu mevzuya gelip dayanıyor. Dayanıyor diyorum, çünkü orada kalıyor, tosluyor; bilmeden çıkmaz bir sokağa sapmış gibi, dipsiz bir bataklığa saplanmış gibi, orada kalı kalıveriyor mevzuu.

Şimdi ben de böyle bir giriş yaptıktan sonra lafı bir sonuca vardıracağım sanmayın sakın. Aslında tek amacım bu bataklıktan kurtulmak. Günü kurtarmak bir nevî.

Hani şimdi karşılıklı oturmuş kahvelerimizi yudumluyor veya biralarımızı yuvarlıyor olsaydık bile, bu bağlamsız konudan uzaklaşmaya çalışırdım. Konuyu dağıtır, sohbeti kaynatırdım. “Sen güzel ıslak kek yapıyormuşsun, onun tarifini versene hele” derdim.

Şu pek kıymetli kalın kafalarımızı nelerle ve ne diye doldururuz, sorarım size. Günün sonunda, her gün olduğu gibi, başımızı o melun yastığa koymayacak mıyız? Kimimiz o an, kimimiz saatler sonra, bir sağına bir soluna dönmekten yorulmuş halde, derin uykularına dalacak. Sonra yine ve yine, hep yine birbirinin tekrarı günler, hayatlarımız…

Ben en çok neyi merak ediyorum bilir misiniz; insanı uyku tutmadığında, o bitmek bilmez gece boyunca neler dolanır durur  kafaların içinde. Hangi düşünceler zincirlerini koparır? Yok şu yok bu, şu şöyle bu böyle diye diye ne dünyalar kurulur, sonra peşisıra yıkılır… Hani ben kendimi bilirim de, en çok diğerlerini merak ederim. Ama tam böyle düşünürken, bir an aslında hep ama hep aynı olduğumuz gelir aklıma.

Her şey ne saçma. Ne garip, ne gereksiz… Ama ne güzel bazı şeyler.

Çok güzel, vapurlar falan…

.

Kafam Durdu

Kafam durdu. Saçmalayamıyorum bile. Umursamazdım. Şimdi niye umursuyorum ki? Ne yaparsam yapayım saçmalayacakmışım gibi geliyor. Son zamanlarda “ne saçma” lafını da biraz fazla kullanmaya başladım, farkındayım gayet. Ara sıra böyle ufak, rahatsız edici farkındalık anları oluyor mesela. Rahatsız edici dediğim, belli belirsiz bir kaşıntı gibi, öyle geçip gidiyor ama o saçmalık düşüncesi kalıyor, gitmiyor. Herşey ne kadar saçma. Daha doğrusu bazı şeyler karşısında özellikle, önemli gibi görünen şeyler bile boş ve gereksiz gelmeye başlıyor. Halbuki kendi çerçevesi içinde son derece mühim şeyler olabilirler, hatta öyleler ama bütünün içinde saçmalar işte. Kafamın içindeki her düşünce ve her türlü faaliyet de dahil buna. Aslında hep başkalarını eleştirip, yaptıklarını saçma bulmak daha kolaydır. Kendi amaçlarımız, ideallerimiz vardır ya, neden saçma olsun? Ama yok, herşey saçma. Bu beni hayattan koparmaya yetecek bir şey değil tabii. Yaşamaya devam ediyorum. İşimi gücümü yapmaya devam ediyorum. Hayal kurmaya da devam ediyorum. Ayrıca hayali, kurmaca, fantastik ve çoğunlukla saçma görünen şeyler de hoşuma gidiyor. Seviyorum yani. Vakti zamanında saçma denilen nice şey suratımıza kapak olmadı mı? Bir zamanların bilimkurgusunda yaşamıyor muyuz şimdi? İşte ben de şimdi saçma görünen herşeyin zamanla önümde açılıp bir anlam kazanacaklarını biliyorum. En azından umudum bu yönde. Ya da ne bileyim işte, hem ne önemi var ki? Boş yani herşey. Ama güzel. Saçma iyidir iyi.