Yalnızlığa Dair Büyük Laflar Edesim Var

Yalnızlığa dair ettiğim büyük lafları silip, unutup, unutturup

Yalnızlığa dair daha da büyük laflar edesim var.

Böyle süsleye süsleye

Acıta acıta..

Yalnızlığa sil baştan başlamak

Önceki yalnızlıklarımı boş verip,

Yeni bir yalnızlık başlatmak

Sonra içini doldurmak.

Biraz bunaltı, biraz bulantı, ufak ufak patlamalar…

Sonra bunu etrafıma bulaştırmak istiyorum.

Her yeri yalnızlığımla sıkıca kavramak

Sarıp sarmalamak.

Bana nereden bulaştı şimdi bu?

Başka bir şeyler de deneyebilirim ama şimdi değil.

Bunlar sırf can sıkıntısından.

Biliyorum.

Konuşmayı unutacak kadar yalnız oldunuz mu hiç?

Ben olmadım ama bir süreliğine konuşmayı rafa kaldırmak istiyorum mesela.

Sadece iç sesim olsun ve biraz da mırıltı.

Hem iyi geliyormuş düşük perdeden konuşmak

Öyle diyorlar.

Konuşmak dedim yine değil mi? Yok, konuşmak yok.

Yazmak var.

Ellerim zihnimin hızına erişse ortaya ne çıkar çok merak ediyorum.

Temize geçmeden size göstermem merak etmeyin.

Biraz yalnız kalmak istiyorum.

Daha çok bedenen.

Ruhen zaten yalnız olmuş olabilirim,

Bunu öğrenmem gerek.

Şimdi biraz düşünmem gerek.

Ne çok şey istedim!

Bitiremiyorum.

Bit!

 

Özgün içerik: 586C3D4A81358A8C33754C72372B14F6A32B7E16

Benim Yolum

Yalnızlık… Hayat boyu boğuştuğumuz bir durum yalnızlık. Zaman zaman kendiyle başbaşa kaldığında, yalnızlığıyla ilgili düşünmeyen kimse var mıdır? Yanıtı ne olursa olsun, insanın ilk adımda biraz ürktüğü bir sorudur bu. Bazen de kaçış yolu ararız, bu soruyla yüzleşmemek için. Aslında yalnızlıkla ilgili bu türden tutumlarımız hayata bakış açımızı gösterebilir bize.
Evet, yalnızlık hayata bakış açımızla ilgili bir şey diyorum ben. Hatta var olup olmadığı da onunla ölçülebilir ancak.
Yalnızlığı biz yaratıyoruz. Toplumun bizi beslediği nostaljik, melankolik, edebi “kalabalıklar içinde yalnızlık” fikrine fazla dalıp gitmişiz. Hatta bazen hoşumuza bile gidiyor bu. Kimi zaman öyle bir içini dolduruyor, öyle allayıp pulluyoruz ki “yalnızlığımız”ı, üzerine şöyle ağır bir sigara dumanını da üfledi mi tam oluyor işte.
Benim bakış açım varoluşa dayanıyor. Özümüzde her şeyle bir ve bütünüz. Varoluşumuzda bizi oluşturan, bize hayat veren kuvvet, özümüzün zenginliğini, her “şey”le bağımızı büyütüyor.
İşte burada yalnızlıktan söz edilemez. Dedim ya, yalnızlık tanımımız, kendimizi “yalnız” ya da “yalnız değil” diye nitelendirmemiz onu algılayışımızla ilgili. Hayata bir bütün olarak nasıl yaklaştığımız, ondan beklentilerimiz ve bize sunduklarını yorumlayışımızla…
Ya bilinçli ya bilinçsiz, belki bir esinle veya yönlendirmeyle, hepimizin izlediği bir yol var. Hayatımızın film şeridi o yolda uzamaya devam ediyor. Ve gerçek orada bir yerde. Bunu idrak etmemiz için kendimize, kendi içimize dönmemiz ve varoluşumuzu izlemeyi öğrenmemiz gerek. Aslında kimseye, yazılıp çizilen onca şeye, “10 adımda mutluluğu nasıl yakalarsınız” türünden hazır lop yol göstericilere ihtiyacımız yok. Aradığımız her şey bizimle ilgili. Tabi ki dışarıda bizi doğru yolumuza yönlendirecek bazı araçlar mevcut ama yol boyunca, her adımda onlara ihtiyacımız yok.
Yalnızlığı bulamayacak kadar çok şey var kendi içimizde. Kendi içimize dönmek, kendimizi tanımak gerek. O zaman herkesi, özlediğimiz her şeyi orada bulacağız, kendi yaradılışımızın bir parçası olarak.

 

Özgün içerik: 2794E5E1728143165659E7FD5AF0372C5DCA4382

İçimdeki Evren

Biz yalnızlığı yaratıyoruz, büyütüyoruz, yanımızda taşıyoruz nereye gitsek. Yalnızlıkla doluyuz bu yüzden. Ama daha çok öyle hissettiğimizden. Yerine konulacak şeyi bilmediğimizden. İçimize bakmıyoruz çünkü hiç. Sanki orada daha fazlası var da daha da aşağı çekiliriz sanıyoruz belki. Oysa o kadar doluyuz ki. Yalnızlığı bulamayacak kadar çok şey var kendi içimizde. Çok güzel şey…