Yılmaz Bir Peşrev Ömrüm

Hani bazı şarkılar, dinlerken alıp belli bir döneme götürür ya insanı, hatta özellikle bir tarihe falan, ne tuhaf. Ama sanırım bunu en az yaşatan Yeni Türkü oluyor, onu farkettim. Çünkü neredeyse kendimi bildim bileli dinlerim Yeni Türkü’yü ve hiç belli bir zaman hissi çağrıştırmıyor. Sadece bir eskilik var, hani nostaljik diyemeyeceğim ama eski kitap kokusu gibi, öyle bir şey. Bir tarihi, bir mevsimi, bir dönemi değil de bütün bir tarihimi kuşatmış gibi.  Acayip.

Bütün şarkıları tek bir şarkı gibi geliyor bazen. En sevdiğim şarkı.

Ama hele bir tanesi var ki, hayatımın fon müziği gibi; hiç durmadan, yılmadan tekrar tekrar, dönüp dönüp duran…*

* Bu yazıyı yazdıktan sonra bir göz atayım dedim ekşi sözlük’e, ve şunu okuyuverdim. Hayat çok tuhaf blog..

.

Reklamlar

Sevmek

“Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey.”

Ve her şeyi sevmekle başlar insan…

 

Eski Yeni Türküler

Göz yaşlarım akıp boğmadan bu şehri

Mümkün mü artık dönmek?

Yenik düşüyor her şey zamana

Bir gün gelir döner tersine.

Kenetlenmiş parmaklar gibi

Gençliğimin sırtına bir yük gibi bindiği

Kelimeler yetmiyor.

Adı özgürlük olan

Tutmuşum ellerinden senin.

Özür diler gibi sessiz geçerdi yıllar.

Biz hep sessiz geçtik kıyından.

Kavuşamam artık ben sana.

Dolunay, sesiz gecede

Neler kalır geriye?

Bu hikaye eksik kalsın.

Ner’den geldim buraya?

Herkes bir şey oldu

Yalnız kendimi düşünmekten

Tutunur anılarına.

Baktıkça çoğalır yıldızlar gecede.

Eski sevgili, eski günler.

Sanma unutulur kalp ağrısı zamanla.

Yanıtı var mıdır bilmem.

Kestane saçlarında kelebekler asılıyken,

Yine sana sessizlik kalıyor.

Bak yine yükseliyor dalgalar.

Dalgalandı dünya.

Karda uzun yürüdük sen’le.

Billur sularda yenilensin, incitilmiş gülüşlerin.

Hiçbir şey döndüremez bizi.

Burası gibi değil gideceğim memleket.

Bir düşmüş gördüğüm gözlerim açık.

Ay büyülüydü.

Büyülense yeniden dünya.

Henüz öğrenmemişler gülümsemeyi.

Ner’de eski günler?

Tam karların eridiği günlerdi.

Yağmur çiseler.

Çiçek demire vurulur.

Delilerden sen anlarsın.

Onlar da olmasalar benim gayrı kimim var?

Kaçarım kendi ellerimden.

İşim gücüm budur benim.

Yağmurun altında çınar.

Gözlerim doluyor aşkımın şiddetinden.

Işığın içinde saklıdır.

Ne zaman başlar ayrılıklar?

Çiçeklerin açmasını beklemek,

Beş değil on beş yıl olsa ben vazgeçmem bu işten.

 

 

 

Anlar, Karşılaşmalar, Çağrışımlar #4

Eğer “köprüde balık tutanlar” temasına yeni bir boyut, yeni bir soluk getireceksen çek, bol bol çek. Yenilik menilik yok diyorsan, arkasında Boğaz’ı fon yapmış hatıra fotografı çektiren adamdan yok bir farkın. O kovanın içinde oynaşan balıklara da bakma öyle, bir şey çıkmaz oradan sana.

Kuledibi’ne açılan dar sokakların birinden kuleye şöyle bir bakmak gibisi yok. Tam orada idrak ediyor insan, bir şehrin siluetini oluşturan başlıca “şey”lerden birine bu kadar yakın olmak yani ona temas etmeye bu kadar yakın olmak o şehrin kendisine dokunmak gibi. İstanbul’u kucakladım bugün. Ezip geçtiğimiz, yakıp yıktığımız, tecavüz ettiğimiz bu şehir, “ben, İstanbul buradayım, tam burada duruyorum” dedi bana. Ve “İnatçı” ne kadar da İstanbul kokuyor, bunu farkettim bir de bugün:

“Gel, billur sularda yenilensin

İncitilmiş gülüşlerin.”

Kulenin taşlarına bakıyorum; birbirine sıkıca kenetlenmiş, sarmalanmış, tutunmuş taşlarına. Biri birinin eşi değil, irili ufaklı, alaca bulaca. Biz de böyle olabilirdik. Biz diyorum, insanlar. Aslında öyleyiz. Bilmiyoruz sadece. Farkedemiyoruz. Onların o kolkola verişidir ki bu kuleyi ayakta tutan, ona hayat veren, bir şehri hala yaşatan. Harcımızda birlik var oysa ki. Biz niye duramıyoruz ayakta?

Anlar, Karşılaşmalar, Çağrışımlar #3

Herkesin bir çilesi var kendince. Birinin yeni ayakkabısı ayağını vurmuş, ötekinin burnu patlak, koşar adım yürüyor. Bayramlar seyranlar gönüllerde, sırada hayat var.

Hangi sanat dalı müzik kadar gezgindir? Tramvayda, İstanbul manzarasına bakıp Edith Piaf dinlerken kendimden geçebiliyorsam hayat budur. Sanat da budur!

Bu bayram çalışmayı tercih etmiş. Çok kurnazca. Yani bana göre. Bahanenin iyisi kötüsü olmaz neyse ki.

Nerden çağrışım yaptı bilemiyorum ama hadi bu da Yeni Türkü’den gelsin:

 

Her şey kendi iradesince yuvarlanıp gider. Benim de diyeceğim budur. Kafam karışık ve yorgun bu aralar. Evet.

 

En Birinci 23

Arada bir telefonumdan sınırlı da olsa müzik dinliyorum. 116 mb’lık bir hafızası var, şimdilik. Hal böyle olunca, bir top10 listesi çıkıyor ister istemez. Top 10 olmasa da zorlaya zorlaya bir top 23 listesi yapmışım kendime. Böyle kısıtlı şartlar altında tabi insan daha bir seçici olmaya zorlanıyor. Bu vesileyle, bu güzide listemi sizlerle de paylaşmak istedim.

1- Les Enfants du Pireé- Dominique A

Dominique A

2- İşte Öyle Bir Şey- Erol Evgin

Erol Evgin

3- Everyone Kisses a Stranger- Francoiz Breut

Francoiz Breut

4- Ateşli Gözlerinin Seyrine Daldım- İncesaz

İncesaz

5- Les Champ-Elysées- Joe Dassin

Joe Dassin

6- Foolish Love- Rufus Wainwright

Torpil geçerim, hiç affetmem.

Rufus Wainwright

7- Akasya Kokulu Sabahlar- Yeni Türkü

Tabi ki eski Yeni Türkü

8- Bahar Şarkısı- Yeni Türkü
9- İnat- Yeni Türkü
10- Sarıl Bana- Yeni Türkü
11- Yılmaz Peşrev- Yeni Türkü (en bir favorim)
12- Oh What a World- Rufus Wainwright
13- Dexter Main Title- Dexter Soundtrack’ten (jenerik gözlerimin önünde)

Dexter

14- Kanto (Bana Bir Koca Lazım)- Ezginin Günlüğü
15- Şimdi Sevişme Vakti- Ezginin Günlüğü

Ezginin Günlüğü

16- Teninle Konuşmak- Bülent Ortaçgil (Ezginin Günlüğü-Çeyrek Elma albümünden)

Bülent Ortaçgil

17- Postcards From Italy- Beirut

Beirut

18- That Leaving Feeling- Stuart Staples&Lhasa de Sela


Lhasa de Sela ve Stuart Staples

19- Mutlu Son- Ezginin Günlüğü (Nadir Göktürk’ün sesinden, muhteşem!..)
20- Deutche Grammophon- Vincent Delerm

Vincent Delerm

21- Les Embellies de Mai- Franck Monnet

Franck Monnet

22- Lincoln Palace- Vincent Delerm
23- Favourite Song- Vincent Delerm&Frank Monnet

Bu liste değişecek tabi ilerleyen günlerde. Ama bu aralar dinlemeden edemiyorum kendilerini.

Bu arada tekrar bir göz gezdirdim de listeye, pek bir şuh olmuş. Olsun!