Yolda

Başlangıcı olmayan bir yola girmişti. Başı olmadığından değil, ne zaman ve nerede başladı hatırlamıyordu. Yalnız epey yol aldığını biliyor, hem şaşkın hem de kendinden emin yürüyordu. Durmadan yürüyordu. Bazı an koşar adım.

Şaşkınlığı yeni yerler görmesinden, keşfettiği yeni yerlerden, yeni yüzlerdendi.

Yürüdüğü mesafe öyle iki mahalle arası ya da evden otobüs durağına kadar değildi, şehirler katetmişti.

Başladığı yeri bilmese de sonu bir o kadar belliydi. Nereye gittiğini biliyor, hatta çok az kaldığını da tahmin ediyordu. Kimse nasıl gideceğini söylememişti, yolu tarif eden yoktu. Hatta kimsenin haberi de yoktu. En ufak bir yorgunluk belirtisi yoktu. Yalnızca gideceği yer vardı akında. Zaten yol alırken bir yandan da ara ara bunu getiriyordu aklına. Yo durun, ara ara mı dedim? Hiç gitmiyordu ki aklından. Bu yol, yürüyüş, varacağı yer ve kendisi, düşünceleri, arzusu; her şey bir olmuştu, zihni sanki bunların bütünüydü. Arzularıyla, sevinciyle ve merakıyla bir olmuştu tüm eylemi. Tüm zihni koca bir makineydi bütün bunları içine alan, mekanizmasının bir parçası yapan ve her adım atışında o makineyi daha kararlı çalıştırıyordu.

Uzun bir süre bir toprak yolda ilerledi. Hiç trafik olmadığını farketti. Şehirleri birbirine bağlayan bir anayoldu ne de olsa, öylesine bir ara sokak ya da bir dağ yolu değildi. Yeni bir yoldu burası. Ya bakıma alınmış ya da yeni inşa edilen. Bir yerlerde iş makinelerini gördüğünü hatırladı, oradan varmıştı bu sonuca. O olmasa zaten bir kuşkuya kapılacaktı, yanlış bir yola girmiş, yolunu kaybetmiş olabilirdi. Ama o çalışan dev makine, ve tüm kalbi ona doğru istikamette olduğunu söylüyordu. Hiç kuşkusu yoktu.

İki yanında ağaçlarla beraber uzanan bu yol bir yandan da huzur veriyordu. Biraz da yaşadığı yeri hatırlatıyorlardı ona. Orada da böyle ağaçlarla çevrelenmiş, boy boy otlarla, çiçeklerle kaplı toprak yollar vardı. Zaten öyle yerlerdi yaşadığı yerin de gözüne bir nebze güzel görünmesini sağlayan, oraya olan bıkkınlığını, sevgisizliğini unutturan.

Devam ettikçe ileride iki kişi gözüne çarptı. Önüsıra aynı yolda ilerleyen iki genç. Bu iki genç, yine az ileride ikiye ayrılan yolun üst tarafına saptılar.

Şimdi onlara daha da yaklaşmaya başlıyordu. Bu o kadar da zor değildi onun için, çünkü iki genç aheste yürürken o neredeyse koşarcasına ilerliyordu.

Yol ayrımına geldiğinde alttaki yolu seçti. Az sonra onlara yetişecekti ve nedense karşılaşmak istemedi. Onlar da farketmişlerdi arkalarından birinin geldiğini, hatta biri dönüp göz ucuyla arkasını kolladı. Garip bir rahatsızlık hissiyle diğer yoldan devam etti. Aslında son derece zararsız görünüyorlardı. Belki de ufak bir selamlaşmayla bile vakit kaybetmemek istediğindendi, yoksa içten içe biliyordu zararsız olduklarını. Hem iki yol birbirine paralel ilerliyordu. Biraz sonra ağaçların arasından onları görebiliyordu ama aheste yürüyüşleri onları geride bırakmıştı bile.

Biraz ilerledikten sonra yol tekrar birleşti. Bu kez yolu çevreleyen ağaçların da sonuna gelmişti. Toprak yol yerine dümdüz bir asfalt uzanıyordu. Artık şehre yaklaştığını haber veren seyrek yapılar görünmeye başladı. Hatta ileride bir beton kalabalığı görüş alanına girmeye başlamıştı bile. Az önce ve uzun zamandır taban teptiği o bol yeşillikli yoldan ve manzaradan sonra biraz rahatsız edici de bulsa, içine gittikçe daha çok huzur hissinin yayılmaya başladığını farketti. Tabii en az onun kadar da heyecanla birlikte.

Şimdi daha da iyi biliyordu, sanki kafasının içinde bir pusula ve yol haritası varmış gibi, öylesine kendinden emin bir yön duygusuyla yol almıştı. Bu cadde şehri bölen bir kaç ana caddeden biriydi ve artık yaşam alanlarına dağılacak ara sokaklara da kol vermeye başlayacaktı. Ve o “ilerden sola döneceğim” diye geçirdi içinden. Hala bu kadar emindi işte.

Hemen sonra bunu kanıtlayan bir işaret de çıktı karşısına. Sağda tek katlı bir binanın duvarında, bir isim yazılmıştı büyücek harflerle. Hatta bir değil üç kez tekrarlanmıştı. Bir yön tabelası gibiydi, “korkma doğru yoldasın, devam et” diyordu sanki.

Ve o devam etti.  Az ilerden sola dönecektim. Orada bekliyordu. Habersiz…

– – –

 Not: Herhangi bir ima ya da metafor yoktur. Eğer bilinçaltım bana bir şeyler anlatmak istiyorsa da bu onunla benim aramda. Hepsi gerçek, bir nevi…

Özgün içerik: 72E61FD61DAB0668096C032CF29E02235A02194F

Reklamlar

Hayatımın Işığı

Kavuştuktan sonra gözümü arkada bırakmayacak iki arzum var hayatta: Bir karavanda ve deniz fenerinde yaşamak. Ya biri ya da diğeri değil, her ikisi de olsun istiyorum.

İkisi birbirine öyle zıtlar ki aslında şöyle bir bakınca. İki kişiyi düşünelim mesela, biri karavanda yaşamak istesin diğeri de deniz fenerinde. Bu iki kişinin birbirlerinden epey farklı karakterlere sahip olmalarını beklerim. Yani bana öyle geliyor. Çünkü deniz feneri ne kadar asosyalse karavan o kadar sosyaldir. Deniz feneri başkası için yaşar, karavan kendisi için. Deniz feneri ne kadar melankolikse, karavan o kadar hayat dolu…

Ama yine de, her ne kadar ayrı iki karakterden bahsetsek de, her insan bu ve bunun gibi nice özelliği az ya da çok kendinde taşıyor. Hangisi baskınsa karakterimiz de öyle anılıyor. Bu baskınlık an’a göre de değişebiliyor. İşte ben elimin altında bunların hepsi olsun, ruh halime göre bir gün orada bir gün burada takılayım mesela. Olmaz mı? Bal gibi de olur!

Çekerim karavanımı deniz fenerinden evimin önüne. Arada bakarım, giderim yanına, severim onu. Bazen de atlarım karavanıma, nereye eserse basar giderim. Ne kadar şikayet etsek de normal hayatımızda yaşadığımız yerden, gitmek istesek, sanki oradan başka her yerde mutlu olabilirmişiz gibi gelse de, dönmek istediğimizde dönecek bir yerimizin olması iyidir deyip bassam gaza, varsam yine deniz fenerime. İşte hayat bu gibi geliyor, şimdi buradan bakınca. Ne derseniz deyin, hayat bu be! Denemek lazım hiç değilse.
Ama tabi bütün bunları tek başıma yapmayacağım. Çoluk çocuk olacak böyle bol bol, kalabalık; doluşacağız karavana cümbür cemaat, tıngır mıngır gideceğiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Özgün içerik: 737D95A00F68AC9583CED6E336CA4CB3F70ED4AF

Benim Yolum

Yalnızlık… Hayat boyu boğuştuğumuz bir durum yalnızlık. Zaman zaman kendiyle başbaşa kaldığında, yalnızlığıyla ilgili düşünmeyen kimse var mıdır? Yanıtı ne olursa olsun, insanın ilk adımda biraz ürktüğü bir sorudur bu. Bazen de kaçış yolu ararız, bu soruyla yüzleşmemek için. Aslında yalnızlıkla ilgili bu türden tutumlarımız hayata bakış açımızı gösterebilir bize.
Evet, yalnızlık hayata bakış açımızla ilgili bir şey diyorum ben. Hatta var olup olmadığı da onunla ölçülebilir ancak.
Yalnızlığı biz yaratıyoruz. Toplumun bizi beslediği nostaljik, melankolik, edebi “kalabalıklar içinde yalnızlık” fikrine fazla dalıp gitmişiz. Hatta bazen hoşumuza bile gidiyor bu. Kimi zaman öyle bir içini dolduruyor, öyle allayıp pulluyoruz ki “yalnızlığımız”ı, üzerine şöyle ağır bir sigara dumanını da üfledi mi tam oluyor işte.
Benim bakış açım varoluşa dayanıyor. Özümüzde her şeyle bir ve bütünüz. Varoluşumuzda bizi oluşturan, bize hayat veren kuvvet, özümüzün zenginliğini, her “şey”le bağımızı büyütüyor.
İşte burada yalnızlıktan söz edilemez. Dedim ya, yalnızlık tanımımız, kendimizi “yalnız” ya da “yalnız değil” diye nitelendirmemiz onu algılayışımızla ilgili. Hayata bir bütün olarak nasıl yaklaştığımız, ondan beklentilerimiz ve bize sunduklarını yorumlayışımızla…
Ya bilinçli ya bilinçsiz, belki bir esinle veya yönlendirmeyle, hepimizin izlediği bir yol var. Hayatımızın film şeridi o yolda uzamaya devam ediyor. Ve gerçek orada bir yerde. Bunu idrak etmemiz için kendimize, kendi içimize dönmemiz ve varoluşumuzu izlemeyi öğrenmemiz gerek. Aslında kimseye, yazılıp çizilen onca şeye, “10 adımda mutluluğu nasıl yakalarsınız” türünden hazır lop yol göstericilere ihtiyacımız yok. Aradığımız her şey bizimle ilgili. Tabi ki dışarıda bizi doğru yolumuza yönlendirecek bazı araçlar mevcut ama yol boyunca, her adımda onlara ihtiyacımız yok.
Yalnızlığı bulamayacak kadar çok şey var kendi içimizde. Kendi içimize dönmek, kendimizi tanımak gerek. O zaman herkesi, özlediğimiz her şeyi orada bulacağız, kendi yaradılışımızın bir parçası olarak.

 

Özgün içerik: 2794E5E1728143165659E7FD5AF0372C5DCA4382

Çağrışım Evreni

müzik
düş
uyku
gece
sabah
kahvaltı
kahve
fındıklı
tramvay
uyku
pencere
yağmur
soğuk
battaniye
kırmızı
mis
koku
çirkin
yalnız
sıkkın
güneş
deniz
gümüşlük
mutluluk :)
özlem
eylül
tatil
mavi
yeşil
bisiklet
yol
dönüş
istanbul
kış

sıkıntı
müzik

Lhasa de Sela Anısına

Lhasa anısına değil de “Lhasa için” demeyi isterdim. Keşke görebilseydi…

“Anywhere on this Road”