Öldürürsün Zamanı

Hayat seni yaşar. Hayat seni harcar. Sen yaşıyorum sanrısında, bir ara sokakta, bir köşe başında, kovalarsın hayatı. Bir hayta kedi gibi, kovalayan kuyruğunu.  Aramakla yaparsın sen de hatayı. Harcarsın hayatı. Öldürürsün zamanı.

Sahi, saçma neydi?

.

Reklamlar

Hey Yıllar!

Şimdi “hey gidi yıllar!” desem saniyenin bilmemkaçta birinde ölen bilmemkaç bin hücrem ne derler acaba bana? Onlar da ölüyor, değişiyorlar yıllar içinde; biz her ne kadar bu denli ayrıntıyla ilgilenmesek de, bütünde bir de bakmışız zaman rüzgarı bizi epey bir üfürmüş.

Bazen geriye dönüp baktığımda bazı yılların nasıl geçmiş olduğunu aklım almıyor. O on yıllardan önce önüme bakarken çok çok, bitmez tükenmez yıllarım varmış gibi gelirdi. İnsan bu kadar yılı nasıl yaşar ki, çok sıkıcı olmaz mıydı? Yok olmuyormuş bunu tecrübeyle farkettik. Hatta nasıl da göz açıp kapayıncaya kadar geçip gittiğini gördükçe de telaşlandık zaman zaman.

Bundan yıllar önce, zaman zaman arkadaş sohbetlerinde “aah ah” diye hülyalara dalar, acaba bundan on yıl sonra nasıl bir hayatımız olur diye tahminlerde bulunurduk. Bunlar tahminden mi ibaretti yoksa hayallerimizi mi dile getirirdik bilemiyorum ama işte o andan sonraki on yıllık süreç inanılmaz gizemlerle doluydu bizim için. Acaba on yıl sonra da hala dost olabilecek miydik mesela?

Bu sorunun cevabı “Evet”. Evet, o beraber hülyalara daldığım dostlarımla hala biraradayız. Ama artık aklıma bu türden bir soru geldiğinde sormaktan kaçınıyorum. Çünkü zaman ilerledikçe ve bazı şeyleri tecrübe ettikçe, hele ki zamanın ne kadar çabuk aktığını, o on yıllar anlamını yitiriyor. Ya da bir anlamda fazla geliyor. On yıl değil tabi, sorunun kendisi.

Zaman hem ilaçtır hem zehir. Mesafe gibidir bazen de, insanlar arasına giren, uzaklaştırır. Mesafeye nazaran hislerden daha çok uzaklaştırır, sanırım bu yüzden “zaman herşeyin ilacıdır” derler. Ama bazen de kopuştur, istenen bir şeyden de uzaklaştırır. Zaman yaratır ve sonra yarattığını yok eder. Zaman öyle  aşılmazdır ki, ona hakim olan tüm evrene hükmedebilir. Bu haliyle mitolojiye bile girmiştir; kendi çocuklarını yutan Kronos (zaman anlamına gelen “khronos” ile benzerlik gösterir) yine kendi oğlu Zeus tarafından mağlup edildikten sonra, Zeus hakimiyeti ele geçirmiştir.

Bu yazıya başlarken hiç lafı buralara getireceğimi ummuyordum. Ama işte hemen hemen, aklıma gelen her konuda onunla ilgili bir metafor da olabildiğinden, mitolojiyi de es geçmeyeyim dedim. Ki mitoloji konusu başlı başına bir metafor okyanusudur, bu sebeple de çok sevmişimdir kendisini. Neyse, bu tamamen başka bir yazının konusu olmayı hakediyor.

Gelgelelim yıllara. Hey yıllar demiştik yazının başında hatta başlığında. Bu günlerde eski şarkılara takılmış durumdayım. Tabi algım o tarafa kayınca bunlardan biri de dilime takıldı: “Hey Yıllar”.

Leman Sam’dan bu şarkıyı en çok dinlediğim zamanlar tek haneli yaşlarımdan çift hanelere yeni geçmiş gidiyordum. “Hey yıllar yenilmedim size” derken o zamanlar neler canlanıyordu zihnimde şimdi bilemiyorum. Belki önümdeki yılları düşünüyordum. Belki önümdeki on yılları hayal ediyor, onlara ulaştıkça da karşılarına geçip ne diyeceğimi hayal ediyordum. Belki de daha o zamandan meydan okuyordum zamana.

Şimdi yine dinliyorum. Bu kez çift haneli yaşlarımda epey bir yol almış durumdayım. Diyebileceğim tek bir şey var: “Hep aynı”…

Buradan buyrun:

\”Hey Yıllar, Leman Sam\”

 

Özgün içerik: 1B6E63F1C224297FF13190671B564F9E55E91488


Uyandığımda Yağmur Yağmıştı

Taaa yıllar önce merak sarıp da yazmaya başladığım, içinde başka bir metin gizli yazılarımdan bazılarını burada yazmaya karar verdim. Eğlenceli şeylerdi, tabi okuyanın da şifreyi çözüp gizli metni bulması daha da eğlenceli olsa gerek. Gizli yazı çeşitli edebiyat eserlerinden alıntılar aslında ve metin etiketleri de alıntıların nereden olduğuyla ilgili ipucu içeriyor. İşte başlıyor:

Güvertede oturmuş bütün o gereksiz düşünceleri denize savuruyordu kovalar yardımıyla. Gizlenmiş olan o korkunç hayaller hayat kadar gerçekti. Yaşamın bu uzun, serüven dolu yollarında zaman akıp gidiyordu. Az kalmıştı.

Bir gece tümünü düşümde gördüm. Göz çukurları çiy doluydu. Bu kabus ile daha fazla yaşayamazdım. Doluydular çiyden bir gölle ve kabus bitip de uykudan uyandığımda üzerime boşalıyordu yaşlı yağmur damlaları. Sonuna kadar yağmıştı. Ama henüz bitmemişti.

 

Özgün içerik: E55A518BA8C7FBDE94F92722097D78717C465F16

Deli Deli

http://commons.wikimedia.org/wiki/File:Chaos.jpg

Bazen delirmiş olabileceğim geliyor aklıma, ama farkında olmadan. Hani akıl hastaları hep “ben deli değilim” derler ya ben de acaba onlar gibi miyim? Belki de şu anda bir deli gömleğine bağlanmış, kapısında küçücük bir penceresi olan beyaz, yumuşak bir odada bir o yana bir bu yana salınıyorumdur. Bu yaşadığımı sandığım hayat da tamamen kurgusudur bilinçaltımın ya da bizim bilinçaltı diye adlandırdığımız o meçhulün. Meçhul diyorum çünkü psikolojinin kabul ettiği kavramlar ve onların isimleriyle ilgili bir yığın şüphe var içimde – hem bir de deliyim ya, ondan.
Eğer öyleyse çok muhteşem bir hayal gücüm var demektir. Şu etrafımda gördüğüm, duyduğum, hissettiğim şeylere bir bak: sınırsız bir hayal gücü, muhteşem bir yaratıcılık eseri gibi durmuyor mu?
Tüm ömrünün aslında bundan ibaret olduğunu bir düşünsene. Zaman kavramı da kalmazdı. Şimdiye kadar geçirdiğim zaman benim algıladığım gibi yıllardan değil de günlerden ya da saatlerden oluşuyorsa…
Deliliğimin farkındalığını yaşamak sıfır noktasına varmakla aynı şey olabilir mi? Tamam, zihnimdeki deli olabileceğim ve dış dünyada görüp duyduğum her şeyin o deli aklımın bilinçaltından çıkmış olabileceği teorisi tam fantastik bir kurgu gibi geliyor kulağa, ama zaten bir ara kendimi kaptırdığım ve hala kapılmış olmaya devam ettiğim Havai öğretisi de buna benzer bir şey söylemiyor mu?
“Dış dünyamızda ne olup bitiyorsa, bunların her biri bizim iç dünyamızın bir ürünü.” Hatıralarımız ve bilinçaltı programlarımız, kişisel tarihimiz- haritamız, bizi kuşatan dış dünyayı şekillendiriyor. Hayatımıza giren insanlar, onların yaptıkları hatta tamamen bizimle ilgisiz gibi görünen kendi yaşamları… Yani görüp duyduğumuz, hissettiğimiz, deneyimlediğimiz her şey bizim kendi iç dünyamızın bir ürünü. Hatta iç ve dış dünya dediğimiz de, her zaman ifade ettiğimiz gibi birbirinden ayrı şeyler değil.
Bu müthiş bir şey değil mi? Eğer orada gördüğümü ben yarattıysam, onu değiştirmek de benim elimde. Tanrı rolü mü oynuyorum? Herkes bunu kendince, değişik şekillerde yapıyor zaten, ben de istediğimi yaparım. Artık her şeyi yeniden şekillendirebilirim, deli aklımın kendini oradan oraya savuran bilinçaltını yeniden programlayabilirim.
Ama ya bu arada deliliğim deli olduğunun farkına varırsa… Ya aslında deli olduğum o dünyaya geri dönmek zorunda kalırsam… Orada neyle karşılaşacağımı bilmiyorum. Ya yeniden başlamam gerekirse…

 

Özgün içerik: DEBD299035F7CD0AC24CD933E5DB865E348E908C